İsmi S.A, ama siz onu zaten tanıyorsunuz. Bu hafta ki, fazla çalışma protestolarının kadın kahramanı. ‘İşe gittiği saatlerde, çalıştığı mağazanın ışıkları sokağı bile aydınlatmıyormuş henüz’. Gün ışığı bile görmeden, adaletsiz çalışılan onlarca saatin, kahramanı kadınlardan herhangi biri o.

Bilmiyoruz, hikâyesinde daha neler var, anlatsa dinler miyiz? Az sonra yetişeceğimiz çok önemli bir toplantı olmasa belki. Yine kapanacağız çok katlı binanın bilmen kaçıncı katına, kim bilir kimlerin işten çıkarılmasına onay vereceğiz ya da göz yumacağız sonra kahvelerimizi yudumlarken telefonlarımıza bakıp S.A.’nın haberini göreceğiz. Hadi hemen klavye şövalyeliği sırası bizde, süslü bir kaç kelime yazıp, arabalarımıza bineceğiz yağmur görmezken ayakkabılarımız, delik deşik ayakkabıların sahiplerinin maaşlarını ayarlayacağız ve sonra gidip uyuyacağız, yarın nasılsa unuturuz. 

İsmi ‘Perihan’, aslında bambaşka bir ismi varmış ama ben ona ‘Perihan,’ diyorum. Gerçek ismini kimse bilmez, gerçekte ne yaşadığını kimsenin bilmediği gibi, öyle çok makyaj yapar ki sanki görünmez olmak ister. Kim bilir, belki de ruhundaki yaraları saklıyordur, bilmez ki ‘Dünya Kadınlar Günü’nde bütün kozmetik markaları indirim yapar, elbette yüzdeki yaralar kapanır ya ruhta ebediyete açılanlar? Perihan da bunlardan biri, içinde ne varsa saklamak istercesine boyanır da boyanır. Güzel düşünür, güzel güler, espri yapar, kıvrak zekâlıdır, gocunmaz; “Boyalı Paskalya yumurtası gibi oldum yine,” der. Belki de ağlanası kaderine meydan okur, güler. Ne iş mi yapar? Çiçek satar oradan oraya, Kurtuluş’ta oturan, oraya yolu düşen herkes bilir ‘Perihan’ı belki farklı isimlerle, belki de isimsiz ama benim Perihan’ım o. 

“Gerçek hikâyesini anlatsa dinler misiniz?” ama yine çok önemli bir telefon bekliyorsunuz değil mi! Belki, günün birinde, bir sokağın bir yerinde ölür Perihan, o zaman bir iki satır bir şeyi hak eder değersiz görünen ve bilinmeyen yaşamı. Zamanla o da unutulur ya da unutmayanlar da ölür. 

İsmi ‘Dilruba’ , peynir reyonunun önünde yanıma sokuldu, ufacık bir bebek kucağında, küçücük bir oğlan yanında. Öyle çekingen, öyle zayıf ki, sanki hayat üflese yok edecek bir toz zerresi gibi. Usulca yaklaştı yanımda, belli ki çok tepki alıyor, “Para istemiyorum,” diye başladı söze “Acaba, bu peynirler ne kadar abla, benim okumam yazmam yok da,” dedi. Hemen fiyatları söyledim, yüzüme bakmadan dudaklarını büzdü, “Çok pahalı ben bunları alamam,” dedi, daha ucuz fiyatlı olanları gösterdim, “Sağ ol,” dedi ve korkarak bir tane aldı. Diğer eline baktım bir ekmeği sıkıca tutmuştu, arkasından usulca baktım, süt reyonuna gitti, biraz düşündü durdu, sonra yürüdü. Koştum arkasından, bir süt kartonu kaptım, almak istemedi, “Dilenci değilim,” dedi. “Çocuklar için bir hediye olsun,” dedim. Kısaca anlattı, “Romanız biz, uzakta oturuyoruz,” dedi. “Kimin, kimsen,” dedim. “Kocam öldü,” dedi. Baba yok, ana yok, okuma yazma yok, iki çocuk ve hayat, sonra süzülerek çıkıp gitti hayatımdan, gerçek hikâyesini anlatsa dinler miydim, yağmur çok yağıyordu o gün, yalan yok acelem vardı, gözlerime baksa, gözlerinin içine bakabilir miydim? 

İsmi  ‘Afitap’, ama siz kısaca ‘Afi’ deyin ona, ben her hatırladığım da ‘Afili kadın ‘ diyorum. Şehirlerarası bir yolculukta karşılaştık, bir ara vapur molası verdiğimiz sırada yanıma oturdu, okuduğum kitabı sordu üstüne konuştu. Belliydi, içi acıyordu ama konuşsa da yangını sönmezdi. İki çay aldım, devam ettik sohbete, “Ne iş yapıyorsun?” diye sordu, “Yazarım ben,” dedim. “Öyle aklıma geleni,” yazıyorum. Durdu, uzaklara baktı, “Şu kitaplar var ya,” dedi, “Onlardaki gibi şeyler yaşadım da, anlatamıyorum ben.” Sonrasında kısaca anlattı, çok sevmiş birini, abileri istememiş, çok dövmüşler Afi’yi, canını kurtarmak isterken, Avcılar’daki evinin penceresinden atlamış, “Ölmek değil ha, yaşamak istedim, yoksa ölecektim onların elinde,” diyor. Sağ ayağı engelli, “Olsun ruhumdaki acıların yanında, bu ayak hiç,” diyor. Çok güçlü, ayrılırken arabaya kadar geldi, az ötede bekleyen otobüsüne binmeden önce son kez yüzüme baktı, “Bir gün, beni de yazar mısın?” dedi. Kim bilir şimdi nerede Afi, eminim ki çok güçlüdür. 

Bu hafta başı ‘Dünya kadınlar günü’ hepimiz süslü laflarımızı hazırladık. Klavye başındaki yerlerimiz hazır, duyar kasacağız yine, güç gösterisi yapacağız. 

Yıllarca binlerce kadın katledildi bu dünyada. Ağladık, bağırdık, isyan ettik sonra unuttuk. Peki ya ölenlerin dışında, bu hayatta olanlar, hayata tutunmaya çalışan kadınlar, anneler, kız kardeşler? Bildiğimiz ya da bilmediğim binlerce S.A., Perihan, Dilruba ve Afi’ler.. Ölmeyenler, hâlâ mücadele etmek zorunda olanlar, bu hayatta savaşanlar..

Onlar için bir kez daha duyar kasmadan, sadece insanca ve eşit bir dünyada ‘Kutlu olsun 8 Mart!’

  • Zeynep Çay | 07 Mart 2021
Website | + yazılar