Ne kadar çok uzaklaştık nezaketten farkında mısınız? Kendin olma yolculuğunda özgürlük kavramını sanki özellikle yanlış bir şekilde öğretiyorlar. Saygısız, terbiyesiz, hadsiz ne çok insanla doldu ortalık. Sürekli olarak bencillikten şikayet ediliyor ama sanki bu sözcük tekrar edildikçe daha da bencilliğe itiliyor insanlar.

Zaten daha az okuyan, artık düşünmeyen yığınlar içinde hâlâ benim gibi gökyüzünü görmeye çalışanlar var. Bazı kadın arkadaşlarımla konuşuyoruz ve inanın o kadar azız ki.. Biz İSTANBUL’UN SON HANIMEFENDİLERİ’yiz. İddia ediyorum, gerçekten öyleyiz.

Özgürce hayatlarımızı yaşıyoruz ve bu özgürlük bize başkalarını ezme, yok sayma hakkını vermiyor.

Çoğunluk “Dürüstüm ben,” palavrasına takılmış gidiyor.

“Bak güzel kardeşim, sen dürüst filan değilsin. Sen düpedüz hadsizsin!”

Dilinin ucuna her geleni söylemek dürüstlük değildir. Akılcı olan neyi, nerede, nasıl söyleyeceğini bilmektir. Asla yalandan, yalakalıktan, ikiyüzlülükten bahsetmiyorum. Sadece kendini, görüşlerini ortaya koyarken nazik olmaktan bahsediyorum.

Bu birkaç arkadaşımla ben etrafımızdakilerin olaylara karşı hadsiz yorumlarına rağmen görgü kurallarına uyuyoruz. Kural deyince hemen yasaklara, oradan da yasaklara uymam benlere gitmeyin. Birlikte uyum içinde yaşamamız için belirli kurallara evet uymamız gerekiyor.

Ben mesela bir insanı iki kereden fazla aramam, bana geri dönmediği müddetçe. Bunu çevremdeki herkes bilir. Bilmiyorlarsa da öğrenir. Bana dönmeyen, mazeret bildirmeyen kişileri bir daha aramama gerek yoktur. Oysa sorsanız bu zevzek insanlara, “Açana kadar ararım, açana kadar ara!” derler. Ne münasebet efendim. Aranmak istemeyen insan aranmaz.

Ben kendi alanımı çok net çizebilenlerdenim. Bazen bu sert gelir ama bir bilsen sevgili okuyucu benim hayatım mabed gibidir. İnsanlar beni sevsin, sevmesin ilginç bir şekilde bana gelir. Gelirler çünkü ben insanları değiştirmeye çalışmam. Bu hayattaki en büyük lükslerden biridir. Çevremdekiler benim psikolog olduğumu düşünüyor. Hayatım boyunca ve özellikle okul yıllarımda bununla ilgili oldum hep. Ayrıca bunca yıllık eğitim ve öğretim hayatımdan sonra bu sene bir de sosyoloji okumaya karar verdim.

Birinin cenazesi kalktığında “İstanbul’un son hanımefendilerinden/ beyefendilerinden..” denir bazen ki günümüzde bunu duymak artık neredeyse olanaksızlaştı. Bu beni hep hüzünlendirir. Son demek, bir dönemim bitmesi demektir. Biz nezaketten haberdar olan son insanlar bu konuda gerçekten acı çekiyoruz. Gün gelecek belki de bu sözcük bile unutulacak. Oysa görgü denilen şey ne güzeldir. Ne güzeldir incelikli davranmak. Birlikte yaşadığın insanları önemsemek. Verirken kendini azalt, demem kimseye ama fazla olanı bölüşmek güzel değil midir? Bir canlının daha senin sayende gülümsemesi, üşümemesi, aç kalmaması, neşelenmesi, yalnız kalmadığını hissetmesi güzel değil midir?

Bir gün hepimiz eşitleneceğiz: hepimiz öleceğiz. Bunu bile bile çevremizdekilere, hayata, kendimize karşı kaba davranmak ne kadar hoş olabilir ki? İçinden geldiği gibi yaşamak, kendimizi var edip saydırmak ve bunu yaparken hayatın kendisini de kabul etmek çok kıymetli.

Eminim ki emin olun ki bir yerlerde kontrol etmek zorunda kalmadan hepimize uygun birileri var. Çevremizdekileri kıra kıra isteklerimize uygun hale getirmeye çalışmak yerine el ele şu hayatı yaşamak daha güzel.

Ben ve birkaç arkadaşım ‘İSTANBUL’UN SON HANIMEFENDİLERİ’yiz. Aytül (o bir hanımefendi) ile geçen gün konuşurken söyledim bunu ona. İnceliğimizi anlayamayacak kadar kaba olanlar alaycı gülümsemeleriyle bakıyor. Onları da görüyoruz. Yüzünüze sizin tabirinizle dürüstçe ne olduğunuzu söylemememizin başka bir sebebi var: Nezaket. Aslında söylüyoruz ama duymuyor olabilir misiniz? Haklısınız bilmediğiniz bir lisanda konuşan birini anlamamanız çok normal. 

Siz ne yapabilirsiniz peki?

Yok olun! Burada kendi kendime güldüm okuyucu. Tabii ki “Yok olun”un altında başka bir anlam yatıyor. Umarım nezaketten yoksunluk, kabalık, hadsizlik yok olur.

Cevap şu, onların yapabilecekleri pek bir şey yok. Bizim gibilerin yapabilecekleri var. Artık hadleri bildirme ve sınırları çizme zamanı. Hiçbir şeye ve hiç kimseye katlanmak, göz yummak zorunda değiliz. Bunları yapmak için de kabalaşmaya gerek yok. Sadece korkmayalım. Döve döve değil, seve seve yapacağız. Açıkça ve kibarca yerleri gösterelim.

Sonra da arkamıza yaslanıp gösterinin tadını çıkaralım.  

  • Hande Yöremen 24 Nisan 2021

Website | + yazılar