Erkek egemen dünyasında ‘kadın’ olmak..

Öncelikle ‘kadın’ olmak. Bir kız çocuğu olarak doğmak, dişi olmak. Kulağa nasıl geliyor, göze nasıl hitap ediyor? Her coğrafyada zor kadın olmak. Bir şeylere zorlanmak, katlanmaya çalışılmak, tabulara boğun eğmek ve/ veya onları yıkmaya çalışmak, bunların uğruna savaşmak gerekirse ölmek kadın olmak. 

Sofradan bir tabak eksilsin diye ederine satılmak kadın olmak; elleri kelepçelere vurulup, siyahlar içinde köle tacirlerince hayatı yok olmak kadın olmak; babasının üç kuruş parasıyla okuyup doğunun ücra bir köyündeki vatan görevinde evi kurşunlanmak, bu uğurda ölmek kadın olmak; iftiraya uğrayıp komşuları, kocası, kardeşleri hatta babası tarafından yarı toprağa gömülü taşlanmak kadın olmak; onurlu, gururlu mücadelesinde, erkeklerle aynı eşit şartlarda paylaşması gereken pantolonuyla yaptığı her başarısı gölgelenmeye çalışılan, kadın işte, eksik etek, saçı uzun aklı zıt gibi zihniyetlerle aşağılanmaya maruz bırakılan, kendisini istemediği eski kocası, sevgilisi tarafından hunharca katledilen, yakılan, yıkılan, kör olan, hayatı, yaşamı, umutları elinden alınan kadın. Her şey olması beklenen, erkek için var olduğu düşünülen, sadece bir meta, cinsel bir obje gibi bakılan varlığın adı KADIN! 

‘Erkek yapar elini yıkar gider, kadın yapınca dünya orda yıkılır,’ denilen ve  bütün dünyası başına yıkılan kadın.

El evlerinde elleri parçalanırcasına çamaşır yıkayan, tarlada tonlarda yük taşıyan, eken, biçen ana olan kadın. Yetiştiren, büyülen, üreten kadın. Toprak kadın, tabiat kadın. Şehvetinden korkulunca kendi pis zihniyetlerinden korkan zavallıların taşa çevirdiği Medusalar kadın. Diz kapağından, saç telinden, güzel kokusundan bile tahrik olan sapıkların azgın zevklerine, kokuşmuş zihniyetlerine maruz kalan ve ‘şeytan’ ilan edilen kadın.

“Ey Adem, Havva’nın ‘kadın’ olduğunu unutma ve seni cennetten kovdurduğunu. O elmayı yiyen kadın. Zayıf, zaaflı, şehvetli olan kadın.

Tanrı gerçekten adamın sol kaburga kemiğinden mi yarattı kadını? 

Güzelliği yüzünden yılana çevrildi Medusa’nın saçları, Lady Godiva’ya düştü bütün köyü kurtarmak oysa sinsi düşman izliyordu onu, güzelliği İngiltere’yi Roma’dan ayırdı ama kılıç darbesi yok etti her şeyini devrik kraliçe Anna Boleyn’in. Ortaçağ’da yakılan, yok edilen cadı, büyücü kadın, krallar arasında toprakları birleştiren kadın. Seçim hakkı olmayan, yaşamı elinden alınan kadın. Asla eşit şartları olmayan, bir sıfır eksik başlayan, bu hakları elde etmeye çalışan kadın.

Kadın her yerde kadın. Her çağda, her coğrafyada acımazlığa, hoyratlığa, sapkınlığa maruz kalan, boğun eğmek zorunda olan, hep çok az konuşması beklenen kadın.

Peki, hiç anladık mı kadını, kadın olmayı? Evde ana, yatakta kadın, sokakta susan. Kadının içinde yatanı, gözlerindeki pırıltıyı, neşesini, dünyaya bakış açısını bildik mi? Yoksa etiketler mi yapıştırdık ona? Küçücük bir kız çocuğuyken tuttuk mu minicik elini? Şans verdik mi? Kız çocuklarını okutmadık ama kadın doktor istemeyi hak gördük hadsizliklerimize.

Oysa dünya kadın. Her şeyin filizi rahimde tohumlanıyor. Dünyanın çekirdeği kadın. Hepimizin atası bir ana.

Kadın her şey. Bu topraklar, bu uygarlıklar üzerindeki her şey. Enerjinin kendisi dişil. 

Ey kadınlar, kız kardeşler; gücünüzün farkında olunuz! Uzattığınız saçlarınız sizi örtmesin, savurun onları rüzgara ve özgürlüklerinizi kutlayın. Bozkırda dört nala koşan vahşi atlar gibi.

Kadın üreten, çalışan, yaratan ve bu onurlu mücadelesinde her koşulda yalnız bırakılan varlık, sözde pantolonluların kurduğu krallıkta varolan her an ve her şey uğruna. Her şekilde daha gür sesinle, özgür saçlarınla. Hayatın her alanında varol. Değiştir, dönüştür.

Yazımı hayatın her anında ve alanında mücadele veren bu mücadele uğruna ölen ve yok olmaya çalıştırdıkları her onurlu kadına adıyorum ve yazımı ulu önderim Mustafa Kemal’in sözleriyle bitiriyorum; “Ey sen kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın!”

Website | + yazılar