2000-2010

aşk ve şiir, bu şarkılarda YAŞAR

Sevda neden sinemalarda? Sevda dışarıda yok mu?

İlk başta öyle anlaşılıyor tabii. Aslında biz aşkı filmlerden öğrenmedik mi? Hep filmlerde güzel gelmiştir, gerçek hayattakinden daha iyi olmuştur. Onun için sinemadaki aşklar hep benim konularıma girerdi. Bu şarkı da biraz onu anlatıyor. Oradaki kadar güzel olmadığından bahsediyor ama bir yandan da sevdasını çok güçlü bir şey olarak görüp, hatta benim sevdam sanat hatta sinemalarda, diyor. Öyle büyük ki pek yakında sinemalarda izleyeceğiniz kadar büyük. Sinemalarda izlediğiniz aşklar kadar, görebileceği gördüğü zaman izleyip takip edip “Vay, ne büyük aşkmış!” diyecekleri kadar seviyorum seni demek aslında.

Albümün Hazırlanması ne kadar sürdü?

Haziran- Aralık arasında altı aylık bir süreç. İki ayı, ön çalışması Kaş’ta, sonraki dört ayı da stüdyoda geçti.

Kimlerle çalıştın?

Önce yapımcı Bülent Seyhan, bir albüm istedi. Ben zaman sordum. O da zaman kısıtlaması yok, istediğin zaman yap bitir, dedi. Başka aranjörlerim de var ama ilk sıradaki, on yıldır da aranjörüm olan Tansel ile birlikte şarkıları seçtik. Bir piyano ve bir gitar ile kaydettik. O kaydedilenleri bölüştürdük. Burada Rıza Erekli girdi devreye. Birkaç tanesini Alper Erinç, birkaç tanesini Tansel aldı. Özgür Yedievli, ben de yapmak isterim, dedi. İki şarkı da o yaptı. Levent’te müzik evi gibi olan stüdyoda bitirdik bütün işi.

Şarkılarındaki aşkın karşılığı olan kadınlar var mı yoksa o kadınlar ki zaten yoktular mı?

Attila İlhan gibi oldu bu.

Özellikle öyle oldu zaten.

“Ne kadınlar sevdim zaten yoktularBöyle bir sevmek görülmemiştir”Bence bütün her şeyi açıklıyor bu. Aslında insan en çok aşkın kendinde yarattığı şeyi seviyor galiba. Kadınlar bir bahane, kendin de bir bahanesin ona, gibi düşünülebilir. Attila İlhan’ın söylediğinin üzerine ben pek bir söz söylemesem daha iyi de olabilir ama tabii ki yaşadığım şeylerden yola çıkarak başlıyor iş ama sonra biraz bana, biraz dünyaya, biraz şarkıya, şiire her şeye dönüşüyor yaşanan duygu. Kelime karşılığı henüz oluşmamış duygular varsa da hiç bir şey anlatamayıp takılıp kalıyorum ama genellikle çocukluğumdan bu yana yaşadığım her şey şarkılarıma yansıyor.

Albümlerin için fotoğrafçıya poz verirken objektife bakarken aklından ne geçiyor, nereye bakıyorsun?

Hepsinde değişik. Mikrofon varken zaten şarkı çalıyor, onu söylüyorum. Gitar varken gitar çalıyorum, o zaman da o şarkının duygusuna giriyorum. Kulaklık varken müzik dinliyorum. O anda o hislerim yansıyor bakışlarıma ama direkt objektife baktığım zamanlarda buralardan çok uzak, dünya üzerinde var olup olmadığını bilmediğim, hep hayalimde gördüğüm yerleri düşlüyorum. Uzaklara bakıyorum. Hep derler uzaklara bakıyorsun, ne var orada, diye. Benim de bilmediğim yerler var.

Uzakdoğu felsefesi ile ilgileniyor musun?

Var tabii, bütün felsefelerle haşır neşirliğim var.

Bahçen var mı?

Keşke olsa. İki anlamda da söyleyeyim. Aynı zamanda bahçeli yerlerde büyüdüğüm için ağaç, doğa özlemim de var. Öyle küçücük de olsa bir bahçem yok. Gizli bahçelerim ise var tabii. Hepimizin vardır.

Teknoloji ile sanat arasında sence nasıl bir alışveriş var?

Birbirinden koparılamaz bunlar. Müzik için hele çok daha fazla konuşmak gerekir bunun üzerine. Bu son albümün soundu mesela teknolojik imkânlardan faydalanılarak bu kadar iyi çıkmıştır. İyi bir sound. Yabancı müziklerle yan yana koyduğumuz zaman eski albümlerde çok farklar duyuyordum. Şimdi duymuyorum. Aynı gibi gelebiliyor. Ardı ardına dinliyorum, karışık sıralamadan, bir iki tane yabancı araya bir iki tane benimki, ardı ardına dinliyorum. Hiç sound farkı duymuyorum.

Aşkı yaşamak mı yoksa yazıp söylemek mi?

İkisi de canım. Bunlar ayrılmaz birbirinden. Yazmak daha kolay tabii. Yaşaması biraz daha zor.

Sevgili nedir? Hayalindeki sevgili kaç beden, gözleri ne renk, sesi nasıl? Aradığın bir kadın var mı?

Yok, kimseyi aramıyorum. Giden ağam, gelen paşam derler ya. [Gülüyoruz]. Ne gelirse, ne gösterirse onu yaşıyorum. Öyle arayınca bulunmaz.

Maalesef. Keşke bulunsa, öyle bir sipariş yeri olsa.

Beyazıd Bestami, ilahi aşk için söylemiş onu ama diyor ki: “Aşk aramakla bulunmaz ama bulanlar ancak arayanlardır.”

En anlamlı aşk şiiri ve şarkısı?

Ben en çok Cemal Süreya’nın ‘Ülke’ şiirini severim. En iyi yazılmış en iyi aşk şiiri olduğunu düşünürüm. Sevda Şiirleri kitabında var. Çok var tabii ama ilk o geliyor aklıma. Çok severek okudum yıllarca. Ben aşk şarkısı olduğunu zannederek, sözlerini anlamazken bir aşk şarkısı gibi Deep Purple’ın Soldier of Fortune’nını severdim. Onu dinlerdim hep ama o aslında aşk şarkısı değil. Yolları, kişin kendini, daha başka mistik şeyler anlatıyor. Ortaokula yeni başladığım, İngilizce bilmediğim zamanlarda aşk şarkısı zannederdim. Hala benim için o en büyük aşk şarkısı. Öyle hissetmiştim onu çünkü.

Çocuğun olsa onu uyuturken hangi şarkını söylersin?

Çok yumuşak sesle okuduğum bir şarkı olması lazım. Ben de senle beraber düşünüyorum şimdi. Yumuşacık olması gerekiyor ki rahat rahat uyusun. İçinde isyan olmayan bir şarkı söylemem lazım ona. Kör Bıçak, olabilir.

Beni koyup gitme veya Onun Vedası olabilir mi?

Onlarda bazı çıkışlar var. Çocuk uykusundan olmasın. Kör Bıçak ile uyutabilirim onu. Ama öyle bir şey olursa ben onun için özel bir ninni bestelerim herhalde, eskilerden birini söylemek yerine, yepyeni bir şey söylemek daha iyi olur.

Bu daha da iyi bir cevap oldu.

Bence öylesi daha iyi olur.

Bence de besteleriyle gelir o çocuk.

Evet.

Aşkın karşılığı Yaşar’da nedir?

Karşılığını bilmiyorum ama yaptırdıklarını biliyorum. Bir sürü şarkı bir kere.. Şarkı, şiir olarak döndü. Bir sürü kuşlar uçurdu karnımdan ağzıma, sonra ağzımdan çıkıp bir yerlere gittiler. Her yeri boyadı geldiği zaman kendi rengine. Beni ılımlı bir adam yaptı. Bütün sinirimi, sıkıntılarımı, kırgınlıklarımı, üzüntülerimi aldı, sadece kendisinin içine soktu. Onda yaşattı. Onun için aşk karşılığı bende birçoktur. Duygu olarak ortaya çıktı. Bende yarattığı güzellikleri sevdim ben hep, aşkın kendisinden daha çok. Beni değiştirmesini sevdim. Beni iyi bir adam yaptı. Her zaman iyi bir adam yaptı.

Ben sözünü tuttum şarkındaki. Sıkıldığın zamanlarda beni düşün dağılır, diyor ya.. [ALIŞTIM]

Yarıyor mu işe?

Evet. Hiddetlendiğim zamanlarda bu şarkıyı dinliyorum. Çok da güzel bir siten var [www.yasaronline.net], bazen de onu açıp bakıyorum. Bütün sıkıntım dağılıyor. Sen sıkıldığın zamanlarda kimi, neyi düşünerek sıkıntını dağıtırsın?

Benim o şarkıyı yazdığım biri vardı tabii. Onun için söylemiştim bunu. Sıkıldığın zamanlarda beni düşün ara, demiştim ama ben sıkıldığımda kimi düşünüp dağılacağım. O dönemde demiştim ki işte, diyor ki şarkıda “sıkıldığın zamanlarda beni düşün, dağılır” ama kendim için bir formül yok. Yani ben sıkıldığım zaman kimi düşüneceğim, onu yazmamışım. Keşke yazsaymışım. Onun için o gün bugündür ben de arıyorum [gülüyoruz].

Aramakla bulunmaz demiştik.

Ama bulanlar ancak arayanlardır.

Hiç “Yeter ki sen gel, ilham perisini boş ver” dediğin bir aşk yaşadın mı? [BENİ ARAYABİLİR MİSİN?]

Bu gece sen gelsen, gerisini boş ver

Bu gece sen gelsen ilham perisini boş ver

Bu çok büyük bir şey. Hep derim ki bir adam tokat gibi inecek hayatıma, belki yazı yazmayı bile bırakacağım.

Ben de bekliyorum öyle bir şey. Artık zamanının da yaklaştığını düşünüyorum ama hep korktum. Çok uzun zamandır ilişkiye girmekten, ilişki yaşamaktan korktum. Yaşadığım yıkımlardan, tarumar bahçelerimden olabilir ama artık bir şey çıkarsa daha korkmadan yaşayabileceğim bir zamanda olduğumu düşünüyorum.

Sabrı da öğrendik zaten [ALIŞTIM].

Başka da bir şey öğrenmedik zaten.

Ben yaşar dinleyen biriyim. Bütün albümlerin var bende.

Teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim bu albümler için. Yaşar’daki o değişimi görebiliyorum. İlk albümden bu yana Yaşar’da neler değişti? Aşka dair öğrendik; daha sabırlı, daha iyi bir adam yaptı.

Bu çok zor bir soru. O kadar çok değişti ki.. İçimde saf, masum bir çocuk vardı, o çok değişti. En önemlisi o. Hep onu arıyorum hala, düşlerimde, rüyalarımda, kendi kendimi soktuğum hayallerimde, kendi kafamda yazdığım hikâyelerde. En çok o değişti. Diğer değişenlerin bir önemi yok. Hepsini bir anda terse çevirebilirim. Ne değişebilir ki! Yürüyerek seyahat ediyormuşsun, şimdi uçakla, helikopterle bir yerden bir yere gitmişsin. Ne olacak ki! Gelmesin, dersin helikopter. Kalkar oradan öbür tarafa oturursun. Her şey eskiye döner. İstediğin anda yapabilirsin ama bu içimdeki değişen çocuğu tekrar büyüteceksin. O olmuyor. Belki benim bu çocuk özlemim budur.

Bahçede duruyor o.

Bahçe tarumar ama. Onu birinin gelip bahara çevirmesi lazım. Gübrelemesi, çiçekleri çıkartması lazım.

Nisan’ı bekleyeceğiz. Hıdır ve İlyas gelip bir dolaşacak. O zaman bir çıkıp bakınmak lazım.

Gelirler mi? Yoksa bu bahçeden bir şey olmaz deyip giderler mi? [gülüyoruz]

Bu albümdeki sound farkı bir öncekine kıyasla çok belirgin bir şekilde öne çıkıyor. Şirket değişiminin etkisi var mı? Yoksa kendinize bir tatil mi verdiniz de mi bunlar çıktı?

Bir önceki albümdeki soundu ben de beğenmiyorum. Mutlaka sevenleri oldu. Yüz bine yakın sattı o. Firma gelip bir sahtekarlık yapıp on bin tane daha bandrol alsaydı, alabilirdi. Çok dürüst insanlar oldukları için yapmadılar. Yüz bini geçmiş gibi gözükecekti. Ödül de dağıtıyorlardı yüz bini geçenlere. Benim satış rakamımın beşte, altıda biri satanlar çok artist artist dolaştı ama pek sesimi çıkartmadım. Albüm, satış olarak geride kalmadı. İstediğim soundu çıkartamadığı için rahatsız oldum. İki klip çekildi ve bitti. On bir tane şarkı vardı. Geriye kalan dokuz şarkı araya gitti. O yüzden biraz hırslandım. On dört tane şarkıyı bu albüme koydum. Biraz onun da etkisi vardır. Geçtiğimiz albümü unutmak istiyorum aslında. Ne kadar, ne şarkılar olursa olsun.

Hatırla, diyor albüm.

Hatırla, diyor ama unutturulacak işte, tam tersi. Bir şarkı haricinde şarkı söylemeyi düşünmüyorum hatta ben o albümden. O da ‘Beni koyup gitme’. İstediğim gibi gitmedi bazı şeyler.

Benim için yaşar ismi yetiyor, ben o albümü de alırım.

Kendim için söylüyorum. Sonuçta her sanatçının kariyerinde hoşlanmadığı şeyler olabilir. En sevdiğim yönetmen, Stanley Kubrick’tir. Lolita ve Spartakus filmlerini Kubrick, discografisinde saymaz bile ama onu tanımayan birine, “kim Kubrick tanıyor musun?” desen bilmez. Lolita ve Spartakus’ü çeken adam dediğin zaman “aa, evet,” der ama adam kendi, o filmleri reddeder, saymaz. Bazen insanlar onları kariyerinde arka sayfa olarak görmek isteyebilir. Benim için bir önceki albüm de biraz öyleydi. Bazı şanssızlıklar oldu. Kimsenin hatası değil aslında ama yine de ben istemeseydim böyle olmazdı, daha iyi olurdu. Hatanın çoğu bende. Bir çok yanlış birbirini kovaladı. Ortaya dağınık bir sound çıktı. Dağınık soundu sevmiyorum; daha sakin, sek işlerden hoşlanıyorum. Bu albümde onun tam zıddı ama şimdi diyorum ki o öyle olmasa bu da bu kadar iyi olmazdı. Birikip yeniden sıçramak için, dediği var ya Attila İlhan’ın, onun gibi bir şey. Smaç yapabilmek için yere doğru bir eğilmek lazım. Basketbol severler için de bir şey söylemiş olalım. Hatırla, Sevda Sinemalarda’nın zıplatıcı yayı oldu. Böyle söylemiş olalım. Öbür lafları atın gitsin [gülüyoruz ama ben atmaya kıyamadım, hepsini koydum. Bir müzisyenin kendini nasıl eleştirdiğini ve geliştirdiğini okuyabilsinler de bir şeyler öğrenebilsinler diye..]

Şarkıların çoğunlukla sevileni ikna etme çabasını görüyorum. Hem naif bir yaklaşım hem bir talep gizlenmiş içine. Kadınlar sevme konusunda zor mu ikna ediliyor? [CUMARTESİ - BENİ ARAYABİLİR MİSİN? - ]

Onu size sormak lazım. Bana böyle şarkılar yazdırdığınıza göre öylesiniz demek ki. Genel olarak konuşuyorum ama ben öyle onları yazdığım ve öyle değerlendirmediğim için demek öyle, ikna etmeye çalışmışım farkında olmadan. Ben aşk şarkısı yazdığımı zannediyorum.

Yani hep bir ayrılığı kabullenmeme, “Benim durduğum yere bir gel, çok güzel, bir de buradan bak” anlamlarını çıkarıyorum bu şarkılardan.

Güzel bir bakış açısı. Öyle düşünerek yazmıyorum tabii ki.

Herkesin takıldığı bazı kelimeler oluyor. Çoğunlukla şarkılarında geçen ‘Kuşlar’ senin için ne ifade ediyor?

Her şarkı yazarının kelime haznesi var. Bu şairlerde de var. Ressamlarda da renk olarak vardır, Van Gogh sarısı gibi. Herkes bir şeye takılıyor. O, onun o işi yaparken; şarkı yazarken, resmi çizerken, film çekerken, şiir yazarken kapıları oluyor. O kapılardan girerek yeni manzaralara, bir yerlere açılıyor, yardımcı oluyor. Hep o kelimeleri, o tamlamayı, o rengi kullanıyor. Farkında olmadan yapıyor bunu. Bazen de bilerek yapıyor; sıkıştığı yerde o kelimeyi koyuyor, resmi tamamlamış oluyor, hoşuna gidiyor. Benimki de öyle. Kuşların oluşunun sebebini hiç bilmiyorum. [Tam o sırada bir kuş cıvıldadı, inanılmaz derecede mistik bir andı.] Neymiş söyle bakayım? Biliyorsun aslında filan diyor, çok ilginç oldu bu; tam bunu konuşurken. Nereden bilmiyorsun, şunu anlat, der gibi. Kızdı sanki. Sebebi şudur: Onlu yaşlardayken her yaz yaylaya giderdik, Çukurova bölgesi’nin yükseklerinde Çamlıyayla diye bir yayla vardı. Bizden büyükler, mahallenin çocukları ava çıkardı. Bizi çömez olarak yanlarında götürürlerdi. Vurdukları kuşları gider alırdık. Biraz büyüyünce bizim elimize de tüfek verdiler. Biz de avlanmaya başladık. Sonra o kuşların hiç birinin etini yemezdim, hala yemem. Kokusuna bile dayanamam. Fakat onları vururduk kötü bir şey yaptığımızı bilmeden. Cemal Süreya okumaya başlayınca, onun o güvercinlere olan sevdasını, o güvercin kanadını kadına benzetmelerini gördüğüm zaman çok pişmanlık duydum. Şiir kitabımda, bir şiirde ‘Anladım buruk düşünmek/ bir kuşu öldürmek’ diye bir dize yazmıştım. Ben onları öldürdüğümü düşünmüyordum, sadece vurduğumu düşünüyordum. Ondan sonra yıllardır herhalde öldürdüğüm, vurup düşürdüğüm kuşların her birinde özür diliyorum şarkılarda, bu kelimeleri kullandıkça. Hala da özrü bitmemiş ki gelip bir tanesi tepeden kızıyor. Daha fazla bile kullansam yine de onların bana olan kızgınlığını dindiremem, benim onlara olan özrümü kabul ettiremeyebilirim. Onun için herhalde bu kadar çok kuş kullanılıyor.

İkinci yenilerin hepsini okuyor musun? Yoksa sadece Cemal Süreya’yı mı?

Tabii canım okuyorum, Cemal Süreya’nın başı çektiği, Turgut Uyar’ı, Edip Cansever’i, hepsini okuyorum. Tabii ki okuyorum. İkinci Yeni, şiirdeki bütün estetik duruşu değiştirmiş, bambaşka bir anlayış getirmiştir ama ne yazı ki İkinci Yeni’yi kuranların hiç biri hayatta kalmadılar ve onlardan sonra da şiir eleştirmenleri çıkmadı. O yüzden şimdi herkes İkinci Yeni’nin içindeki şiire karşı duruşunu doğru dürüst anlamayıp saçma sapan şiirler yazıp “İkinci Yeni ya bu,” diyerekten Türk şiirini berbat etti. Yeni dönemde hiç iyi şair çıkmıyor, sebebi de odur. Hala herkes dönüp dönüp eskileri niye okuyor? Yeni şair çıkmadığı için. İkinci yeni aslında çok bir şeydi. Her okuduğumda değişik gelir bana çünkü ben değişmişimdir, değişiyorumdur. O yüzden şiir de değişir. Canlı gibidir, mikro organizma gibidir, büyür o. Kocaman adam olur, çeker gider, bu memleketi terk eder. İkinci Yeni dizeleri öyledir.

Klibinde de Cemal Süreya’nın kitabını kullanmıştın. Bence de olması gerekiyordu çünkü karşımdaki şiir okuyan bir adam.

O klipte kitabını kullanmamın sebebi tanıtma amaçlıydı; bu kadar sevdiğim bir şair, niye bu kadar az okunuyor diye. Benim anlatmamla şairliğine bir artı gelmeyecek ama satışına gelmiştir eminim. Geldiğini de duyuyorum. Her yerde bahsettim; sitemde, kliplerde.. Sonunda dayanamayıp beni Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği’ne kurucu üye yaptılar. Oradaki üyelerin içinde en yaşı genç olan bendim, kurulduğu zaman. Şimdi daha genç arkadaşlar da görev alıyor. İyice büyüdü iş, büyüyor da. Onun için şimdi beni Türk pop müziğinin şiirden sorumlu artisti olarak düşünüyorlar [keyifle gülüyor]. Birkaç adam daha var: Feridun Düzağaç mesela. Onu da hemen yanıma koymak ya da yanına gitmek isterim. O da çok şiir kökenli, güçlü bir şairdir bence.

Beraber bir albümünüz de var.

‘Aynı Mahallenin Çocukları’ diye bir albümümüz var. Kötü kotarılmış bir albüm. Albümün içindeki şarkılar kötü değil, artistlerin hiç biri de kötü değil. Düşünce de iyi ama prodüktör yok. Prodüktör olmazsa bunları kim derleyip toplayacak. O zaman ulaştırmak istediğin yere ulaşamaz. İyi şeylerin bu şekilde harcanmasına hep üzülmüşümdür. Yanlışlıklar birbirini izlediği için o kadar güzel isim, o kadar güzel şarkılar bir yere gelemedi, duyulmadı bile. Bildiğine, duyduğuna şaştım şimdi. Çık bak, şimdi bile yoktur.

Sadece bir klip çekildi, değil mi?

Beş tane adamla bir şey yapıyorsanız, hepsinin bir arada olduğu işlerde hepsi gerçekten bir arada olmalı. Akdeniz Akşamları’nı söylüyoruz. Ben bugün söylüyorum, Feridun bir sonraki hafta söylüyor, Murat Göğebakan dün söylemiş. Farklı farklı zamanlarda herkes kendine ait olan kısmını söyleyip çıkıp gitmiş, bir arada bile söylenmemiş. Birliktelik olmadı ki.. Nereye gitti bu aynı mahallenin çocukları?

Farklı mahallenin çocukları oldular.

Evet ya da şöyle diyebiliriz: “Aynı mahallenin çocukları-ydı-lar,” deselermiş belki olurmuş. [Gülüyoruz.]

Kuşlar kelimesi gibi sevda kelimesi de çok kullanılıyor.

Yazar bir arkadaşım var, Atilla Şenkon. Bir radyo programı yapıyor, ona katıldım. Yaptığım bir araştırmayı, şimdi canlı yayında söylüyorum sana. Sevda kelimesini nerede kaç kere kullandın, dedi. Neymiş, ben de merak ettim, çok araştırmacıdır çünkü? Hiç oturup sayamadım. Bir, dedi; birinci albümde hiç yok. Sadece bir şarkımın altında ‘Mızrakları saplı durur sırtımda/ Yalan değil on üçünde sevdalandığım’ diye bir lafım var. O da o şarkıyı anlatan bir laf. Günahsız’ın altında, kartonette geçiyor. Şarkıya dâhil değil. İkinci albümde ‘Bela Sevdan’ olarak bulunuyor. Üçüncü albümde ‘Acıtmıyor Sevdan’ olarak yer alıyor. Dördüncü albümde ‘Sevda Sinemalarda’ da, ‘Başımda Sevdan’ da geçiyor. Sevda Sinemalarda da var. Gittikçe gittikçe daha fazla kullanmışsın, dedi. Şaşırdım kaldım. Sahiden gittikçe sevda kelimesini daha fazla kullanmaya başlamışım.

Acaba hayatın içinde mi sevda azalıyor?

Bence özlüyorum ondan. Şimdi ben buradan onu çıkarttım. Eskiden sevdanın kendisiymişim, hiç onu yazmaya gerek duymamışım, o lafı kullanmamışım. Ona ne kadar özlem duyduysam kullanma sayım da o kadar artmış. Bunu o arkadaşım sayesinde öğrendim. Bunu da senle paylaşayım, dedim.

Aynı yerden bakmışız.

Bravo. Evet, onu söyleyecektim.

Bu sevda işi daha önce çok mu başına dert açtı ya da açtı mı?

Açmadı aslında yani normal insanlar kadar. Onu içimde kendim büyütüyorum, küçültüyorum da ondan. Geriyorum, çekiyorum, uzatıyorum, şişiriyorum, patlatıyorum, uçuruyorum, güneşte kurutuyorum, yiyorum. Seni kestim, seni yedim, diyor ya şiirde. Onun için o benim kendi kafamda büyüttüğüm, küçülttüğüm bir şey.

Ben, “Dünyanın en ağır işçisi benim, gün 24 saat seni düşünüyorum,”u seviyorum.

Öyle aşk yok ama şimdi, kalmadı. Belki de vardır, bilmiyorum.

Sinema ile ilgili projelerin var mı?

Projem yok da teklif bekliyorum [duyurulur]. Yakında gelecek. Öyle hissediyorum.

Oyunculuk mu yoksa senaryo mu?

Sinema filminde oynamak. Bütün filmi kotarmak olmayabilir. Başka bir şey de olabilir.

Belki senaryo yazarsın.

Senaryo yazacağımı zannetmiyorum. Öyle bir şeye hevesim yok pek. Sinema filminin içinde olayım da neresinde olursam olayım diyordum önce ama şimdi Türk sineması çok iyi bir yerde bence, seyirci bulma açısından. Sinemadan para kazanılıyor artık. Eskiden sadece konuşurlardı, hayal ederlerdi bir gün olacak, derlerdi. Şimdi yapıyorlar. Sinemaya seyirci çekiyorlar ve o alınan para yine sinemaya yatırılıyor. Müzikte öyle olmadı. Çok büyük zorluk çekiyor artık müzik endüstrisi. Müzikten kazanılanlar ya televizyona ya villa almak için ya yurt dışı tatillerinde ya sevgililere pırlanta almak için harcandı ya böyle bir restoran açtılar ve işletmeciliğe soyundular. Müzikten kazanılan parayı müziğe döndürmediler. Sinemada tekrar sinemaya dönüyor, o yüzden artık ışıkçıdan kablocuya, yönetmenden oyuncuya kadar herkes sinemadan para kazanıyor. Her gün bir set var bir yerlerde. İyiliği kötülüğü ayrı mesele de sektör oluşuyor olması güzel bir şey.

Geçenlerde bir eleştirmen, yalancı bahar yaşanıyor, sinemacılar dikkat edin seyirciyi kaçırmayın, iyi filmler yapın, bu albümlerin düştüğü tuzağa düşmeyin, diye.

Umarım düşmezler. Her sene koskoca Hollywood’da binlerce film çekiliyor, dört ya da beş film öne çıkıyor. Diğerleri öylesine seyirci buluyor ya da bulmuyor. Bazen Oscar verecek beş tane film bulamıyorlar koyacak. Bir tane saçma sapan film giriyor aralarına. Koskoca Hollywood’da bile böyleyken Türkiye’de daha bu sene çok sıkı üç tane film oldu, bitti, az buz bir şey değil. Yazıyı yazan da haklı çünkü bunlar hep dizi kökenli aslında, televizyonda gördükleri için onları bir de sinemada görelim diye gidiyorlar ama Asmalı Konak’ta hüsrana uğradılar mesela. O anlamda dikkat etmeleri lazım doğru, her zaman iyi işler yapacaksın, yoksa iş biter. E bu kadar büyüyen sektörün içinde bana da bir yer çıkar herhalde. Sorunun cevabı o [gülüyoruz].

Derler ki, erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer.

Doğru valla. Dünyanın en doğru laflarından biri. Yemin ederim.

O kadın senin için hangi yemekleri yapsın?

Baharatlı Hint yemekleri, Tayland yemekleri yapsın. Kebap yapamaz, onu ısmarlayacağız. Onu hiç kimse yapamıyor. Evin içi her zaman güzel koksun ve kalbime giden yolu da öylece bulsun. Çok önemli. Vallahi çok önemli. Ciddi söylüyorum.

Sırada Hangi projelerin var?

İlk projemiz yeni klip.

Sitedeki ankette Sevda Sinemalarda almış götürmüş.

Sevda Sinemalarda’ya bir tane yapmak lazım. Albümün adı, açılış şarkısı. Güzel de bir şarkı. Güzel de bir klip çekilebilecek kadar hikayesi var, içinde anlatıyor. Güzel olur onu bir klip bence.

Bana öyle geliyor ki sizin üçüncü klip Elde Var Bir’e gelecek. ‘Alıştım’a gelene kadar beklemeye alışacağım. Albümdeki bütün şarkılar çok güzel çünkü.

Belli olmuyor. Şöyle bir şey de olabilir, olduğu olmuştur. Şarkı zaten kendi kendini anlattı, klip çekmeye ne lüzum var deyip başka bir şeye çekebiliriz. 9 Şubat’ta konserler başlıyor. Bol bol konser vermek istiyorum. Başka bir projem yok. Bu albümü daha çok tanıtmam lazım. Bu albümü önemsiyorum ben.

Hande YÖREMEN

17 Ocak 2007 İstanbul Ponte Restaurant

Kategori: