2000-2010

Soruları hazırlarken araştırma yaptım. Engin Günaydın deyince daha yeni yeni insanlar isminle tanımaya başladı.

Tabi tabi ilk, sülalede de yok.

Nereden aklına geldi, o ateş nerede düştü?

Benim çocukluğum çok mutlu geçti bir defa. Kalabalık bir aile olmak demek birinin moralinin düzgün olması demek yani olasılık fazla; 17. kişi neşeli olabilir ve bütün aileyi güldürebilir. Bundan dolayı çok neşeli bir aileydik biz. Sonrasında o kalabalıktan dolayı eve sığmadık ve herkes ayrıldı ama bu benim çocukluk dönemime denk geldi. Kalabalık ailede galiba şöyle bir şeyle karşılaştım, seyirci ile. Bir şekilde kalabalık bir izleyicin oluyor. Sürekli bir şeyler yapıyorsun; insanları, aileni eğlendirmek zevkli oluyor. Daha fazla harçlık alabilirsin veya bir ödül alıyorsun, daha sempatik bir yerde duruyorsun, daha kolaylaşıyor para istemek. Belki de bunlardan başladı, bilmiyorum. Çok böyleydi anlamında konuşmuyorum ama bunlar olabilir anlamında söylüyorum. Aslında tiyatro benim çocukluğumdan beri olan bir şey değil; Erbağ’da bir tiyatro erbabı, tiyatro kültürü yoktu. Sinema bile yoktu. Onun için çok Erbağ, çok ilişkilerin döndüğü bir yer. Sonrasında bulunduğum yerlerde çok fazla kalmadım. Okullara yer değiştirerek gittim. Aslında ben Turhal’da doğdum. Turhal’da okulum bitince, ne manada yaptım bilmiyorum, iki arkadaş okulun camlarını kırdık. O kaçtı, ben kaçamadım, yakalandım, sopayı yedim. Bir daha o okula gitmem, dedim. Korktum. Sonrasında Erbağ’a gittim, orada devam ettim. Hatta daha başarılı biri oldum, bu olay beni korkuttu, onun için daha çalışmak gerektiğini düşündüm. Çok iyi bir öğrenciydim. Bu çocuk okuyacak gibi bir durumum vardı. Konservatuvarda başarısız oldum [kahkaha atıyor].

Nasıl girdin konservatuvara?

İzmit’te başladı. Ben kızları seviyorum. Tiyatroyla da kızlar daha fazla ilgileniyor. İlk o hevesle girdim. Orada erkek oyuncu ödülü aldım. 1990 yılında, Ankara Devlet Konservatuvarına girdim. Aslında kafamdaki gibi çıkmadı. Kafamda bir şey var mıydı? Yoktu ama ben tiyatro eğitimi ile bağlantı kuramadım. Çok zorlandım bu konuda. Sonra okuldan attılar beni. İstanbul’a geçiş yaptım. İstanbul’da oyunculuk yapmak istemiyordum çünkü bir insan başarılı değilse o alanda bunu devam ettirmenin bir manası yok bence. İyi olmak isterim, bu beni mutlu ediyor çünkü bir işi iyi yaparken mutlu olursunuz, aksi takdirde geriye sararsınız, saçma bir adam olursun.

Neden başarısız olduğunu düşündün?

Yapamıyordum. Aslında bana uymuyordu. Ben demek ki başka bir şey istiyormuşum. Oyunculuğun da biraz kendime benzemesini istemişim. Yani Çehov’daki karakterleri tanımıyorsun. Bilmiyorum, görmemişim. Onu ben nasıl oynayayım! Böyle saçma şey olur mu? Shakespeare’i, o karakterleri, o insanları tanımıyorum. Tamam, hayal kahramanları ama bir gerçeğin içerisine düşen şeyler, bir akıllar dünyası onlar. Çehov çok da uydurmadı onları. Onlar var ama o adamlarla tanışmıyorum ben, ne yaptıklarını bilmiyorum. Ayar yapıyoruz yani, hepimiz ayar yapıyoruz. Onun için de iyi realize edemiyoruz. Tiyatrodaki problem buydu. Konservatuvar sonrasında Zabıta İrfan gündeme geldi. BKM, yeni oluşuyordu. Çok hevesli değildim ama dedim Cuma, cumartesi oynanıyor, 2 saat falan, ne kadar para veriyorlar? Tamam, gibi bir hesapla girdim açıkça konuşmak gerekirse. Orada biraz bir şeyler oldu yani ben aslında kendimle ilgili bir şeyleri orada fark etmeye başladım. Zabıta İrfan yazıldı. Zabıta İrfan’dan sonra dedim ki oyunculukta başka bir tarz daha varmış. Tekrar zevk almaya başladım. Zabıta İrfan’dan sonra oyunculuğa kafayı yatırdım.

Eğitimle ilgili şimdi ne düşünüyorsun? Oyunculuğun eğitimi alınmalı mı yoksa bulduğun sonuçlardan sonra önemli değil mi diyorsun?

Aslında bir şekilde bir şeyin atmosferine girilmeli. Konservatuvar hiç bir şey olmasa da bir atmosferdir; ilişki atmosferidir. Bu anlamda buraları yaşamalarını istiyorum ama ben daha özgüvenli oyuncuların yetişmesini arzu ediyorum. Benim özgüvenim yoktu konservatuvarda. Nedir problem? Ben hocamla konuşamıyorsam problem var demektir. Benim böyle bir konservatuvar hayatım geçti. Biraz daha ilişkileri güçlü, kendilerine güvenen çocuklar yetişmesi lazım. Kendine güven derken sağı solu yıksın, parçalasın anlamında değil yani kendini bilsin. Bilmeden hareket ediyorlar. Hava yapıyorlar. Kaç yaşındasın, ne yapıyorsun ki sen? Biraz çocuklar kendilerini bilirlerse başkalarını daha iyi anlayabileceklerini düşünüyorum. Ben kendimi biraz anlamaya başladım; çevremi de, annemi de, babamı da iyi anlamaya başladım.

Hocalık yapmayı düşünüyor musun?

Belki olabilir. Şu tiyatro projemizi bir gerçekleştirelim. O çok ciddi bir plan. Beş senemizi alacak galiba. Tamamıyla binayı yeniden yapacağız. Çok özel ve kalıcı bir bina olacak. Avrupa sahnesi düşünüyorum. Atmosfer olarak mükemmel bir yer olacak. Ferhan Şensoy Tiyatrosunu o yüzden çok seviyorum. Atmosferi harika bir yer. Biraz Ferhan Şensoy’un atmosferinin içerisine dijital bir durum sokacağım. Teknolojiden yararlanan bir tiyatro olsun istiyorum.

Tiyatro projenden biraz daha bahsetmeni istiyorum. Nasıl bir tiyatro?

Kafa dengi insanların birlikte hareket ettikleri bir tiyatro yani bir aile tiyatrosu olacak. Büyük bir performans olacak bizim tiyatromuzda. En iddialı tarafımız o. Aktör, seyirci önünde şov yapmayacak, havalı olmayacak. Seyirci ile birlikte hareket eden bir tiyatro olacak. Seyircinin ilgisini çekmiyorsa, seyirci arkada kalıyorsa, bunlar çok önemsenecek. Aslında seyirci ne tür bir sıkıntı yaşıyorsa, biz de dinleyen bir tiyatro olacağız ve problemi hemen çözeceğiz. Tartışalım, edelim durumu yok çünkü tiyatronun öyle bir zamanı yok artık. Her şeyi seyirciye göre.. Ben böyle bir tiyatro görmek istiyorum, dedikleri bir tiyatro ama çok karakterli bir tiyatro. Projeleri çok sağlam projeler; yerli oyunlar, yabancı oyunlar olacak.

Shakespeare’deki, Çehov’daki karakterleri tanımıyorum, dedin. Ne tarz oyunlar sahneye koyacaksınız?

Dramatik kurulu, toplantı grubu olacak. Settar Tanrıöven, Erkan Can yer alacak. Bu toplantı grubu repertuarı oluşturacak, oynanacak oyunları halledecek. Projenin başlama startını bu kadro verecek, proje yapılacak. Bir başka yer daha düşünüyorum tiyatroda. Orası projelerimizin seyirci ile buluştuğu kısım, daha ticari bir bölge. Biz onların işine karışmayacağız, onlar bizim işimize karışmayacak. İkisi birbirine karıştığı için de çok ciddi problemler oluyor. Ali Sürmeli, Olgun Şimşek, hepsi tiyatromuzda oynayacak isimler. Derme çatma dekorlar olmayacak. Sanat yönetmeni; sesle, ışık tasarımıyla ilgili uzmanlar görev alacak. Teknoloji neredeyse tiyatro da orada olacak.

Adını düşündünüz mü?

Evet, Büyük İstanbul Sahnesi.

Sinema nasıl bir yer tutuyor hayatında? Sinema ile ilgili de projelerin var mı?

Aslında çok hâkimlik hissi yok içimde. Sinemada şu anda çok büyük bir panik var. İşleyişinde de yapılışında da böyle bir sinema düşünmüyorum. Çok hâkim olmak istiyorum. Onun için tiyatro kurulduktan sonra yer bıraktım sinemaya çünkü orda sakinlik, huzur olacak. İşlerimizi yapacağız ondan sonra projelerimizi konuşacağız.

Rollerine nasıl çalışıyorsun?

Aslında beni tanımıyorlardı. Bunları yapan kişiyi tanımıyorlardı. Zabıta İrfan’ı Tarık Ustayı tanıyorlardı ama bunları yapan kişiyi bilmiyorlardı. Şimdi yapan kişi konuşuyor. Yapan kişi bir şeylerin peşinde ve bir şeylerin peşinde olduğu için kendini tarif etmek istiyor muhakkak. Zor iş aslında. Kalabalık istiyor. Geniş bir çevre istiyor. Şimdi onun için konuşuyor. Daha çok bundan kaynaklanıyor. Beni bilmiyorlardı oynadığım rolleri biliyorlardı. Bu da aslında hoşuma gidiyordu fakat dediğim şeyleri yapamıyorum.Problem burada. Yani adam çok yetenekli bilmem ne ama adam bir proje için bin dereden su getiriyor. Yani ben bir filmde başrol oynasam.. Yani gelmedi mi sanıyorsunuz, geliyor. Buna ben karar veririm. Ben daha değişik roller peşindeyim.

Oynamaya karar verdiğin role nasıl hazırlanıyorsun? Herhangi bir hazırlık dönemi var mı?

Herhangi bir hazırlık dönemi yok. Avrupa’daki, Amerika’daki gibi (Amerika’nın bir döneminden bahsediyorum) çok ciddi bir statüsü yok. Bu konularda çok uzman olduğumuzu söyleyemem. Şimdi yavaş yavaş bunlar olacak. Türk Sineması neden dünyada bir yerde değil; her şey yarım yamalak yapıldığı için, her şey yetişmediği için, doğru dürüst plan yapılmadığı için, zaman olmadığı için, az paralar döndüğü için gibi.. Bu nedenlerden dolayı Türk Sineması, Fransız ve İngilizlerinki gibi değil.

Kimlerle çalışmak gerekiyor?

Kafama uygun kişilerle çalışmak isterim aslında. Çok böyle rahat edemiyorsam aslında çalışmak istemiyorum.

Yaz Gülü Filminden ödül almıştın. Ödülün senin için bir anlamı var mı? Senin için ne ifade ediyor?

Bir işe yaramış diyorum. Bir şey için çalışıyorsun.

Sence nasıl bir projeydi?

Çok güzel bir projeydi. Güzel bir filmdi sinemada. Benim çok hoşuma gitti ama biraz moral bozucu dünyalardı. Yani moralleri bozuktu karakterlerin.

Yazı Tura Filmi için ne düşünüyorsun?

Aslında bana göre sinemanın bana ne kazandırdığı çok önemli. Sinema duygularımı güçlendiriyor.

Zaga nasıl oldu? Nasıl başladın? Neden Zaga?

Size Baba Diyebilir miyim? diye bir dizi çekiyorduk. Okan Bayülgen ile orada tanıştık. Karşılıklı sahnelerimiz oldu. Sonra çalışma yöntemi ilgimi çekti. İkimiz de daha çok doğaçlamaya gidiyorduk. O da doğaçlamayı seviyordu. Ondan sonra bize bir şeyler yapsana durumu. Dedim alaturka kimliklerimiz dışında hani başka bir tarafımız ortaya çıkabilir düşüncesiyle kabul ettim.

O tiplemeler nasıl çıktı ortaya? Daha önceden yazılıyor muydu veya başlıklarını mı belirliyordunuz? Nereden aklına geldi o insanlar?

Ben orada bir şeyler söylüyorum. Okan orada bir şeyler söylüyor. Bilmem neleri neleri diyor. Öyle doğaçlamadan bir şeyler oluşuyor.

O mal adam kim?

O da benim. Hikâyedeki kişi benim. Yaşantıma baktığınız zaman algılayarak yaşamak vardır. Gezersin eğlenirsin evini barkını bilirsin, gider oturur, yatar gelirsin. Ben hiç bir şeyi bilmediğim için algılayamamışım. Yani oraya git buraya git ne olduğunu bilmediğim için. Tam mal pozisyonundayım. Bir yere gittiğiniz zaman eğer hiçbir şey bilmiyorsanız oranın malısınız. Ben de girdiğim her yerde algılayamadan yaşadığım için oranın malı olmuşum. Bütün hikâyelerim de bunlara benziyor. Ondan, o hikâyedeki mal benim dedim. Çok becerikli olduğum, hemen hallettiğim bir hikâyem yok. Hiç bununla da gurur duymak istemiyorum. Olsa da gurur duymak istemiyorum. Öyle şeyi sevmiyorum.

Tiyatro projenden başka bir projen var mı? Dizi filmi ve yahut sinema filmi düşünüyor musun? Bundan sonraki adımın nedir?

Bundan sonraki adım.. Tiyatro çok pahalı bir şey. Bir, bir buçuk milyon dolar yani çok büyük paralar istiyor. O biraz zamanımızı alacak gibi görünüyor. Sanırım beş senemizi alacak. Şimdi onun öncesinde tiyatroyu diri tutabilmek için Yağmur Ajans, Osman Yağmurdereli ile bir dizi yapacağ›z ama proje ile ilgili konuşuluyor, tartışılıyor. Ondan sonra dizi devam ederken bir de tiyatro oyununu hemen sahneleyelim istiyoruz. Dizi ile beraber orayı da güçlendirelim istiyoruz.

Spor ile aran nasıl? Spor yapıyor musun?

Evet, mümkün olduğunca yapmaya çalışıyorum. Spor yapmayı seviyorum. Vücudumu nötrleyerek sağlıklı halimin tadına varıyorum. Spor derken herhangi bir aletle yapmıyorum. Biraz diri, biraz güçlü olmak için yapıyorum. Yürüme, koşma ve yüzme gibi.

Bir hayvan olsaydın ne olmak isterdin?

Kedi olurdum. Köpek, kedi gibi olabilir herhalde.

Süslü hayatına nasıl girdi? Daha öncesinde beslediğin hayvan var mıydı?

Yok. Aslında hayvan beslerken biraz da endişeleniyorum. Hastalandıklarında ciddi şekilde rahatsız oluyorum ve endişeleniyorum. Ondan istemiyorum çünkü ne yapacağını bilemiyorsun. Geçen kedinin boğazında bir şey kaldı hıhhh yaptı, ben de öyle kaldım ne yapacağımı şaşırdım. Adamı çok çaresiz bırakıyor. Süslü, akıllı bir kedi hayatı öğrenmiş. Aslında çok rahatsız etmiyor. Kulağa hoş gelen sesler çıkarıyor.

Çevrede [evinin sokağında] çok sokak kedisi var. İnsanlar çok iyi ilgileniyor. Özel kedi mamalar› al›p besliyorlar. Ne düşünüyorsun?

Seviyorlar, biraz yalnız bir yer aslında. Onun için hayvan sevgisi biraz daha gelişmiş sanki. Bir tane adam var on tane köpekle dolaşıyor. Arkada� gibi yani aşırı derecede bir sevgi ve koruma söz konusu. Çok farklı bir şey.

Ne zamandan beri Süslü ile berabersin?

İki seneyi doldurduk. İlk başlarda biraz sorun yaşadık. Bitlenme, pirelenme vardı. Yerden bakıyordum pirelerin uçmasına. Her taraf bit, pire doldu. Doktora da gidemiyorsun. Bir kafes aldık götürmek için oraya da gelmiyor; bağlılıktan hoşlanmıyor.

İki sene zarfında Süslü’de neler gözlemledin? Nasıl anlatırsın?

İnsan gibi diyebilirim. Kendi kararlarını kendi veriyor. Kararlarına hiç karışmayız, gitmek isterse gidiyor, gelmek istiyorsa geliyor. Bazen biz istemiyoruz ama o bekler, bütün kararları o kendisi verdiğini sanıyor ama biz de bazen karar veriyoruz.

Yaşadığınız ilginç anılarınız var mı?

Bana kızıyor bazen. Bir keresinde camdan, balkon gibi bir yer var oraya atladı, oradan da apartman boşluğuna düştü.

Nelerle besliyorsun?

Mama alıyorum. Sağlıklı beslensin diye iyi mama alıp dikkat ediyorum. Zaten iyi olmazsa sana yanaşmaz.

Hayatına neler kattı? Aranızda nasıl bir iletişim var?

Beni tanıyor aslında. Boş bakan bir kedi değil. Bazen gözlerimin içine bakıyor hadi konuş dercesine. Bazan durgunlaşınca ilgi istediğini, sevilmek istediğini anlıyorum aslında.

Süslü seni nasıl anlatırdı? Bir kedinin gözünden nasılsın sence?

Bilmiyorum, inanın. Ne düşündüklerini tahmin edemiyorum.

Genel olarak hayvanlarla aran nasıl?

Aslında Erbağ’da köpek saldırıları falan yaşadığım için. Motorla ve arabayla çıkarken hareket ediyor ya tekerlekler, saldırma hikâyeleri çok olduğu için aslında başlangıçta biraz korkmuştum hayvanlardan. Şimdi yavaş yavaş kendi sakinliğime döndüğümde yani sakin olduğumda onlar da sakin oluyor. Sen gerildiğin zaman sanki anlıyorlar. Kedilerle ilgili çok anlatacaklarım var. Bir ara stand up'ta anlatmayı bile düşünüyordum sonradan vazgeçtim ama anlatacağım.

Sence hayvan sevgisi insanlara ne katıyor? Bir şey kattığını düşünüyor musun?

Evet, kattığını düşünüyorum. Farklı bir dünya bence. Onlarla tanışmak yeni bir dünya ile tanışmak görmek gibi. Çok şey öğretti bana, sakinliği mesela. Tiyatrocular yazardı kedilerle ilgili bir takım şeyler, anlamazdık. Şimdi aslında ne demek istediklerini anlıyorum.

Sence sokak hayvanları için ne yapılabilir?

Bir arkadaşımın bir projesi vardı bu konu ile ilgili. Oyuncu arkadaşım şunu düşünüyor aslında biraz ilginç ama. İstanbul ile Ankara arasındaki karayolunun etrafının komple hayvanat bahçesi yapılması gibi bir projeydi. Aslında ilgi çekici bir proje, düşünülebilir.

Hayvan severlere bir şeyler söylemek ister misin?

Hayır, bir şeyler söylemek istemiyorum. Herkes hayatında mutlu..

Hande YÖREMEN 2005

Kategori: