Erbap

Nihat Alpteki hem çok iyi bir yönetmen hem de bir oyuncu. Hayatını tiyatroya adamış bir insan.. Kendisini tanıdığım için çok mutluyum. Okuyacağınız bu röportaj, gerçekten aynı zamanda çok keyifli bir sohbet oldu. Elçin Atamgüç de bize eşlik etti. 

Tiyatro ne anlam ifade ediyor?

İnsanlarla bir şeyler paylaştım, onlara dokundum, bunu da söylüyorlar zaten sağ olsunlar ama tiyatro tamamen hayatım olmuş. Bana soruyorlar, ne zaman başladınız? diye.. Ben de diyorum ki ben başlamadım, ben hep böyleydim. Bence Elçin de öyleydi. Birçok kişi de tanıyorum böyle olan. Ben böyle düşünüyordum; insanları, hayatı merak ediyordum. Hep hayâl kuruyordum. Benim için kendini ifade etmek için bir alan ve toplumla, hayatla uyum sağlamak için bir araç. Kendimi tanımam için, kendimle yüzleşmek için, kendimi tokatlamam için, kendimin mutlu olması için de bir araç çünkü insan hikâyesi anlattığı için öyle. Edebiyat da bunun için geçerlidir. Benim için hayat işte.

Türk oyun yazarlarının oyunlarını nasıl buluyorsunuz?

Çok güzel bir soru. Engin Cezzar benim hocamdı. Kendisini saygıyla anıyorum. O, bir ülkenin ulusal tiyatrosunun oluşması için kendi yazarlarının bir üslûpla oluşması ve onların da evrensel anlamda oyunlar üretiyor olması gerekiyor, derdi. Ben bunun 50’ler, 60’lar ve 70’ler de çok yaygın olduğunu düşünüyorum. Özellikle Muhsin Ertuğrul’un ulusal tiyatro yaratma çabasıyla yazarlar ortaya çıkmıştı; Cevat Fehmi Başkurt, Fazıl Hayati Çorbacıoğlu, daha geri gidersek Reşat Nuri, Necip Fazıl, Nazım Hikmet.. Daha sonra 70’lerde Vasıf Öngören, Oktay Arayıcı, Güner Sümer, Güngör Dilmen gibi .. Çok önemli yazarlar bence. Sonra bir dönem 80’lerde Mehmet Baydur dışında bir durgunluk dönemi olduğunu düşünüyorum. Şimdi 2000’lerde de çok daha yeniden bir fışkırma olduğunu düşünüyorum. Mesela burada isim verebilirim; Berkun Oya, Yiğit Sertdemir.. Şimdilik bunları söyleyeyim.. Özen Yula da çok genç yaşlardan itibaren yazıyor. Murathan Mungan’ı da unutmamak lâzım. Özellikle bu son 10 yılda alternatif tiyatroların oluşmasıyla genç yazarlar ortaya çıktı. Şu açıdan çok heyecanlanıyorum onların yazdığı oyunlarda, çok gündelik olayları ve güncel olayları topluma ayna tutması adına ele alıyorlar. Yeşim Özsoy’un yazdığı oyunlar, Berkay Ateş’in şimdi yazdığı oyunlar çok güncel oyunlar..

Arada çok fenalar da var ama..

Ben etkilendiklerimi söylüyorum, etkilenmediklerimin ismini söylemem zaten. Belediyeler oyun yazma yarışmaları düzenliyor. Bunu çok önemli buluyorum. Ülkemizin en özel yayınevlerinden Mitos Boyut Yayınevi  belediyelerle ortaklaşa oyun yazma yarışmaları düzenliyorlar. Bunu çok çok değerli buluyorum ve emeği geçen herkesi saygıyla selamlıyorum. Bu vesileyle de insanlar, demin dedin ya herkes yazar olabilir evet, herkes hikâye anlatabiliyor ama başlamak önemli bence. Bu yarışmalar teşvik etmek anlamında önemli bir adım. Sonra kalır, kalmaz onu bilemeyiz. O yarışmalardan çıkan önemli oyunlar da oldu. Firuze Engin’in oyunu, Irmak Bahçeci’nin oyunu.. Aklıma gelenler şimdilik onlar.. O açıdan da ben şundan yanayım, herkes yazsın. Şunu da söylüyorum naçizane 27 yıllık bir tiyatrocu olarak, tiyatro oyunu yazmak belki de edebi metinler içinde en zoru.

Benim de en keyif aldığım..

Bilmiyorum, bana çok zor geliyor. Hayatta yazamam. Senaryo, öykü yazarım ama tiyatro oyunu yazamam. Seni de, yazan herkesi de tebrik ediyorum.

Ben sinema severim. İlk ve ortaokulda, MSM’deyken tiyatrolarda oynadım. Hatta İngilizce oyunlarda da oynadım. Hep üzüldüm, ben bu tiyatronun tozunu yutamadım, diye.. Belki yeteneksizim falan ama hep sinema ağır bastı, sinema da okudum. Seneler sonra tiyatro oyunu yazma olayına girdiğimde dedim ki benim yerim tiyatroda buymuş. Hepsinden daha büyük zevk aldım.

Sen yazarlık mezunuydun, değil mi?

Evet.

Çok kafama takılan bir soru sormak istiyorum. Bir yönetmen olarak oyunların değiştirilmesine nasıl bakıyorsun? Dili çok eski olmadığı müddetçe ben oyunların değiştirilmesine karşıyım.

Bunu bir yönetmenle konuştuğunda, sen de bir yazar olarak tabii ki aynı noktada buluşamayabiliriz. Ben şuna katılıyorum. Yeri geliyorsa, karakter ve durumla çok yabancılaşmıyorsa olabilir. Şimdi şu konuda anlaşalım; tekst, senin yazar olarak yazdığın edebi bir metindir.

Bak ama şöyle bir şey var.

Bunda anlaşamayacağımızı biliyordum.

Derler ki sinemada setin tanrısı yönetmendir, tiyatroda da yazardır.

Elçin Atamgüç Eski klasik tiyatrolarda..

Benim tavrım şu, ikna edin adımı bile değiştiririm.

Nihat Alpteki Tamam, buna katılıyorum.

Makul ölçüde, anlaşarak yapılmalı ama tabii bütün yazarlar da yaşamıyor ki ya da ulaşılamıyor.

Elçin Atamgüç O zaman da sorumluluk alacaksın.

Nihat Alpteki: Bu konuda anlaşıyoruz. İlk derdim ne, biliyor musun benim? Her zaman da bunun hesabını verdim. Temanı değiştirdim mi? Ben senin temanı değiştirmediysem, ben o zaman oradan cümle çıkarabilirim, belki ekleyebilirim dramaturgla ama ben senin temana ve diline ters bir şey yapıyorsam o zaman olmaz zaten neden? Sen o zaman sana o temayı sunan yazarı kullanmış oluyorsun.

İşte o zaman öyle bir noktaya geliniyor ki otur sen yaz.

Kesinlikle buna katılıyorum. Oradaki sınırı çok iyi bilmek lazım. Geç Kalanlar’da da, Can Yeleği’nde de  müdahale ettim tekste.  Geç Kalanlar oyununda Dramaturg Sayın Özge Ökten, Can Yeleği oyunda Dramaturg Sayın Dilek Tekintaş çok yardımcı oldular. İki yazar da yaşıyorlar. İkisi de gelip oyunu seyrettiklerinde bana hiçbir şekilde olumsuz bir şey söylemediler. Tamam, böyle de olur, dediler. Benim için dediğim gibi temel mesele şu. Can Yeleği’ni yaparken oyuncu bile bu sorumluluğunun farkında ve biz bunu konuşuyorduk. Burayı atalım mı? Neden? Çünkü şu şu şu nedenden dolayı.. Orada zaten esas mesele biz tabii ki yazara karşı sorumluyuz. Oradan hareketle biz yola çıkıyoruz. Onun metni olmasa biz bu oyunu yapmayacağız.

Dünyada ona döndü. Hikâye çok önemli.

Aynen ve aksiyon önemli. Biz Can Yeleği’ni niye yapmak istedik ikimiz de? Biz bir mülteci hikâyesi anlatmak istiyorduk ve elimizde de böyle bir metin vardı. Bunu aldık ve bizim bir anlatma biçimimiz var ve o anlata biçimimize dönüştürmeye çalışıyoruz. Biz mülteci meselesinden uzaklaştık mı? Hayır. Tam tersinde onu güçlendirmeye yönelik çalışıyoruz. Burada yönetmenin işlevi ya da müdahalesi o tekstin yolunu genişletmek, görünen profilini büyütmek olabilir. Yoksa öbür türlü dediğin gibi, ben şuna katılıyorum, o zaman kendin yaz.

(Bu arada seneler önce yaşadığım bir olayı anlattım. Senaryomun temasını değiştirmek isteyen biriyle çalışmadığım ile ilgili bir konuydu.)

Yok, dedim çünkü anlaşamayacağımızı anladım.

Eğitim de orada çok önemli oluyor, matematiğini bilmek.. Geçende yazdığım bir oyunu bir yere gönderdim. Dedim ki, ben oyuncuya ve yönetmene yer bıraktım. Cümleleri yazıyorum ve geri kalanını yönetmene ve oyuncuya bırakıyorum. Yeter ki mantığını kaybetmesin.

Nihat Alpteki: Temayı kaybetmesin ve senin üslubunun, dilinin kaybolmaması gerekiyor.

Tabii çok özel bir şey. Onu, müdahale edip bozdukları zaman sıkıcı oluyor. Şimdi yazardan çıkalım. Yönetmenle oyuncunun ilişkisi nasıl olmalı bir oyunu ortaya çıkarırken?

Çok basit aslında, çok gündelik hayattaki gibi.. Bir ilişki nasıl devam eder? Her iki taraf ne istediğini net söylediğinde o ilişkide problem çok az çıkar. Her iki taraf da bu ilişkide ve hayattaki isteğini net olarak ortaya koymuştur ve herkes birbirinin istediğini bildiği için onunla öyle bir ilişki kurar. Yönetmen ve oyuncu ilişkisi de böyledir. Masa başında konuştuğumuzda yönetmen derdini anlatır. Ben, bu metinden böyle bir şey anladım. Bu temayı anlatacağız ve bu temayı da anlatmak için de bu karakterin şöyle özellikleri var, koymuş. Şunu ekleyebiliriz, şunu çıkarabiliriz, der ve ondan sonra öyle olur. Böylece hiçbir problem çıkmaz. Her iki taraf da el sıkışma diyorum ben ona, el sıkıştığı için hangi temayı, hangi kurgu içinde anlatacağı üzerine bilişsel olarak anlaştıkları için artık sahnede fazla bir şey çıkmaz.

Türkiye’de bence yönetmenlik konusunda en büyük eksikliklerden biri ki ben bunu tam yapıyorum gibi bir iddiam yok da bununla ilgileniyorum; oyuncuyla kurulan ilişkideki samimiyet ve derinlik bence eksik. Geç Kalanlar’da genelde oyuncu yönetimiyle ilgili şöyle yorum yapıldı. Oyunculara da söylediler. Yorumlarda da vardı. Yönetmen oyuncuları ne kadar serbest bırakmış. Herhalde serbest bırakacak. Sağa dön, sola dön, burada buraya gel diyemez yönetmen ama geçende yine söyledi Elçin, “Evet, özgür bırakır ama aslında kontrol ondadır.” Ben o kontrolü nerede elime aldım, masa başında elime aldım. Biz orada el sıkıştık, sınırlarımızı belirledik zaten. Bunu da sıfat olarak değil, biz hep durum olarak konuştuğumuz için hangi durumları anlatacağımız konusunda el sıkıştık ve hangi temaya hizmet edecek, ondan sonra o durumları nasıl ifade edeceği üzerinde çalışıyor ama o bulacak, ben ona söylemeyeceğim. Ben ne bileyim nasıl yapıyor, bilemem ki.. O bulacak, ben de karşıdan bakacağım ve o el sıkıştığımız şeye uyuyor mu, uymuyor mu? Benim söylediğim tek şey o. Şu an sınırları aşıyorsun ya da aşmıyorsun. Yönetmen oyuncu ilişkisi bence çok şefkatli olmalı.

Elçin Atamgüç ile olan ilişkiniz, bu oyunlar için ne dersiniz?

Elçin’in sözleri beni çok duygulandırdı. Şöyle bir şey, hayatta soruyorum hepimize, hepimiz aynı yaşlardayız. Hayatı anlamlı kılan nedir? İnsan, birlikte aynı şeyleri düşündüğün, aynı şeyleri paylaşmaktan hoşlandığın ve sana samimiyetle yol gösteren insanların hayatına girmesi, başka bir şey yok. Ben hep böyle gördüm hayatı. Maddi zorluklarla geçen bir hayatım olmasına rağmen paranın peşinde koşmadım ve hep böyle insanların peşinde koştum. Şansımda karşıma hep böyle insanlar çıktı benim. Bunların en sonuncusu Elçin oldu. Şimdi Elçin, diyorum. İlk provada abla, dedim. Kendisi istemedi.

Elçin Atamgüç Neredeyiz ya.. Ne ablası.. Biliyorum ki ruhunda tabii ki ablasıyım.

(Hep birlikte gülüyoruz.)

Nihat Alpteki Ben de hep öyle davranıyorum. Mutlaka ona bir şeyler soruyorum. İki yıldır tanışıyoruz. Sağ olsun yoldaşlık da yapıyoruz. Bazı yanlış yaptığım şeyleri ona söylemiyorum mesela, korkuyorum. Kesin, diyorum, bana çok kızacak şimdi. Fırçalayacak beni. Fırçalaması da özel, korumak için yapacaktır. Anneler de öyle değil mi? Kulağını çeker ama en çok da o üzülür, gibi. O açıdan hem bu insani tarafı, sanatsal tarafına gelince de ben gerçekten basit bir şekilde şuna inanıyorum, sen hayatta neysen sanatta osun. O yüzden de hayatta bu kadar samimi, mücadeleci ve paylaşımcı olan bir insanla sanatta da aynı şeyleri paylaşacağımdır. Ben de isterim ki onunla daha çok şey yapayım mesela hep biliyor zaten bir şey okuduğum zaman Elçin buraya nasıl girebilir, ne yapabiliriz diye düşünürüm. Bundan sonraki plânımız umarım Şehir Tiyatrosu’nda yine fırsat olur birlikte çalışmak için ama dışarıda da hep biz birliktelik kurduk. Dışarıda da birlikte iş yapalım. Başından beri anlattı zaten durduğumuz yer, hayata bakışımız benziyor. Şimdi söyledikleri karşısında da ben zaten mutlu ve mahcup oluyorum. O da benim için bir hediye, çok teşekkür ederim.

Elçin Atamgüç Rica ederim.

Bu ikili de bize güzel bir hediye…

Geç Kalanlar’ı seyrederken şunu düşündüm. Biri pat diye hayatınıza giriyor, nasihat ediyor. Ben oyunu seyrederken “Keşke böyle hayatımıza biri girse, oyunda kadın bir yere götürüyor, bir yere götürüyor, sert giriyor ama benim de yaşamımda biri olsa,” diye düşündüm.

Evet, ama onun nedeni de gerçek imgesinin yaratılması gerektiği için daha çok böyle gerçek kodlarla oynaması gerekiyor. Yoksa gidebilirdi tabii ki ama biraz da onun yorumu yani.. Şimdi tekstin aslında gerçekçi bir tarafı var. Karakter de olaylar da fantastik dursa da amaç gerçekçi tarafı daha çok çoğaltmalıyız ki özdeşlik kurma oranı daha yüksek olsun diye.

Can Yeleği ile ilgili olarak da şunu merak ediyorum, dekorda gittikçe eklenen dikenler oyunun kendisinde var mı?

Nihat Alpteki Yok, tamamen benim tasarımım. Bu oyun, şöyle bir oyun, konsept oyun, diyorum ben belki de literatüre yeni bir kavram mı koyuyorum, bilmiyorum belki de vardır, emin olamadım şimdi. Ben bu oyunu konsept oyun olarak ifade ediyorum. Tekst bana geldiğinde ben hemen bunu yaparım, demedim çünkü nasıl ifade edeceğimi bilmiyordum. Bilmiyordum derken öyle bir fikrim yoktu. Sonra teksti anladıkça hatta o aşamada Elçin ile de paylaşmıştım ve biz bunu yapalım, dedik ama nasıl yapacağımı ben bilmiyordum. Belki de o, bu hikâyeyi nasıl anlatacağını biliyordu ama ben nasıl ifade edeceğimi bilmiyordum. Bir oyuncu olarak tabii ki güdüleriyle ve kendi yaşamsal bilgileriyle aşağı yukarı bilinir.. Geç Kalanlar’da da öyleydi mesela. Tam olarak bir ev diyemeyiz ona. Bir ev ama değil, o kapı açılıyor ama nereye gidiliyor? Bunların hepsi kafamda kurduğum, anlatmak istediğim dünyanın somutlaşmasıyla ilgili süreç.

Resim yapmak gibi..

Evet, evet.. Biz Elçin ile bunu konuştuktan 4-5 ay sonra benim aklıma bu labirent fikri geldi ve ona da söyledim, yazara da söyledim. Ben bunu labirent ile anlatacağım, mesele de şu hepimizin hangi toplumda yaşarsak yaşayalım yaşadığımız her şey, o olumsuzluk başkaları tarafından kuruluyor. Burada politik bir şey de var aslında. Bu ailenin kendi ülkesinden gitmesine neden olan şey bir labirent. Mülteci olduğunda ortaya çıkan dilsizlik sorunu bir labirent, artık anne olmayı tam olarak yaşayamıyor. Labirent gitgide daralıyor. Şunu da söyleyeyim dikenli tel meselesi Sahne tasarımcımız Sayın Aysel Doğan’ın  fikriydi. Labirent olacağı konusunda ben direttim, o da tamam labirent olsun ama bu labirenti birbirine bağlayanlar dikenli tel olsun, dedi. Ben kadın hikâyesi olduğu için farklı kültürlerden farklı başörtülerinin birbirine bağlanmasını istiyordum. Tasarımcımız dikenli tel olursa daha dramatik olarak da daha güçlü olacağını söyledi.

Geçtiğimiz günlerde bu sene tekrar sahneye koyduğunuz bir oyun başladı. Ben de ilk oyunu seyrettim. Bu oyunla ilgili olarak ne söylemek istersin?

Bir Kadını Öldürmek adlı bu oyun da Can Yeleği’ni de yazan Gönül Kıvılcım’a ait. 5 yıl önce oyunu başka bir tiyatro için sahnelemiştim ama ne yazık ki ‘’kadına şiddet ve kadın cinayetleri’’ gündemden düşmediği için hatta fazlalaştığı için  Baht Tiyatro’nun genç yapımcıları tarafından tekrar gündeme geldi ve benden yeniden sahnelememi istediler. Oyunda kentli, iyi eğitimli ve çocuk sahibi bir kadının 10 yıllık evlilikten sonra kocasının baskılarıyla ve bencil yaklaşımıyla nasıl yalnızlaştığını, nasıl sona yaklaştığını anlatılıyor. 70 dakikalık tek perde bir oyun.

Kadın cinayetleri bireysel değil toplumsal bir olaydır. Bütün sosyal olaylar gibi her birinden toplumun bireyleri olarak hepimiz sorumluyuz ama bitirilmesi için bir şey yapamıyoruz. Öylece bakıyoruz. Kalabalığız ama öylece seyirci kalıyoruz.. Her gün o kadınlar yanımızdan, hayatımızdan geçiyor; onları görüyoruz, dokunuyoruz, çığlıklarını duyuyoruz ama hiçbir şey yapmıyoruz. Sahneleme dramaturjisi ve tasarımı da bu kalabalıkların edilgenliği ve kalabalıklar içindeki kadının yalnızlığını, ötekileştirilmesini göstermek üzerine kurgulandı.

İlk oyunla 50. oyun arasında fark vardır. Oyunu yönettikten çok uzun süre sonra mesela 50. Oyuna veya 100. oyuna gidince bir fark görülüyor mu?

Ben görmüyorum, neden? Çünkü biz o sınırları koyuyoruz. İddialı bir cümle söyleyeceğim ama benim oyunumda şunu demedi oyuncular, “Ben hayati bir şey keşfettim,” çünkü hayati bir şeyi masa başında keşfetmeden hayatı kuramazsın ki..  Nüanslar fark etmiştir ama bunu fark etmesinin nedeni de daha fazla düşündüğü içindir, hissettiği için değil. Sen söyle..

Elçin Atamgüç Benim için özellikle Nihat ile olan çalışmadan bahsedeyim. Durumu kaybetmediğin müddetçe ne yaparsan yap o durumun içinde yaşıyorsak hep aynı oluyor. Sadece oyuncu olarak sen kendini bazen, oyuncunun kendi psikolojisiyle alakalı, yorgunluk olur, karnın ağrır başka bir şey ama durum devam ettiği, durumdan kopmadığın ve uzaklaşmadığın müddetçe bu sistemle, bu disiplinle, bu terbiyeyle çalışıyorsan ve devam ettiriyorsan değişen hiçbir şey olmaz.

Bu olmayan bir şey değil ama değil mi? Değişebilir, değil mi?

Elçin Atamgüç Tabii, tabii..

Yoldayken anlaşılmıyor mu? Aslında böyle mi yapsaydık diye bir şey olmuyor mu?

Bende çok az olur. Yönetmen olarak söylüyorum. Oyuncu olarak ustaya sormak lazım ama..

Elçin Atamgüç Ben Geç Kalanlar için de hâlâ düşünüyorum. Diğeri için de hâlâ düşünüyorum ama neden düşünüyorum? Ben o durumu, gerçekten o yaşanan durumu her oyunda daha fazla derinleştiriyorsan aklına sürekli bir şeyler gelebilir ama durum değişmediği için değişen hiçbir şey yok. Dediği gibi sadece bir iki nüans, o kadar ama duruma sadık kalma kaydıyla ve koşuluyla

Nihat Alpteki Bence şu çok önemli, yönetmenler oyuncuları ciddiye almalı.

Yaz aylarında tiyatroların kapalı olmasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Elçin Atamgüç Ben oyuncu olarak kapalı olması taraftarıyım.

Nihat Alpteki Kurum tiyatrosu olarak söylüyorsun ama sen çünkü sezonda 90 oyun oynuyorsun.

Elçin Atamgüç Tabii, özelden bahsetmiyorum. Gerçekten yıpratıcı oluyor ve bir zamana, kendini yenilemeye, şarj-deşarj hikâyesi..

Özel tiyatrolar gidiyor, sizin oyunlar da turnelere gidiyor mu?

Elçin Atamgüç Tabii, tabii gidiyoruz. Turneler oluyor. Geçen sene Geç Kalanlar ile pek çok yere gittik.

Nihat Alpteki Kütahya’ya, Giresun’a, Amasya’ya, Sakarya’ya gittik.

Bu kadar yoğun olmasa da yazın da oynansa hoş olmaz mı?

Nihat Alpteki 90 oyun.. Zor ya.. Geç Kalanlar oynuyor. Geç Kalanlar’ın bütün ekibi için söylüyorum. Psikolojik olarak da çok yoğun bir oyun.

Belki o 90 oyun yayılabilir. Tabii ki yasal olarak tatili vardır.

Elçin Atamgüç Bir de şöyle düşün ama çok sıcak ve insanlar kapalı yerlerde durmak istemiyor.

Nihat Alpteki Açık havada yapılıyor.

Elçin Atamgüç Açık havada yapılıyor ama her oyun açık havada yapılabiliyor mu?

Nihat Alpteki Genelde komediler oynanıyor, bir dramı götüremezsiniz tabii.. Bilmiyorum, bu soru çok karıştırdı kafamızı. Olabilir.  Şunu söyleyelim de şehir tiyatrolarının bu konuda bir prensibi var. Açık hava yaz oyunları yapıyor, 4-5 farklı oyunla 10 seansa yakın yapıyor. Merdivenler de dâhil olmak üzere 5000 kişi doluyor.

Elçin Atamgüç Sen şunu diyorsun, Mayıs’ta sezon kapanmasın, Haziran’a, Temmuz’a kadar devam etsin. Kimse gelmez.

Şöyle bir şey de var.  Eğlence anlayışı da değişti çünkü artık çok pahalı olmaya başladı. Gece eğlenceleri değişti.

Elçin Atamgüç Bilemiyorum ama bir de şöyle düşün, sezon bitiyor; bir buçuk, iki ay sonra provalar başlıyor.

Nihat Alpteki Ağustos ayında provalara başlıyorsun.

Son olarak sormak istediğim soru, sinema filmi yönetmek ister misin?

Yok, hiç öyle bir hayalim yok. Ben tiyatrocuyum, ben her zaman bunu söyledim. Hiç titr de kullanmıyorum, oyuncu ya da yönetmen diye.. Yıllardır oyunculuk, yönetmenlik yapıyorum, eğitmenlik de yapıyorum naçizane. Ben her zaman tiyatrocuyum, diyorum ve bunu söylemekten de çok mutlu oluyorum çünkü tiyatroculuğun en başta da konuştuğumuz gibi felsefi, psikolojik olarak de bir özelliği olduğunu düşünüyorum. Bir yaşam, bir düşünme biçimi olduğunu düşünüyorum. Hatta bir algılama ,sezme  biçimi.. O yüzden ben buradan devam ederim. Bu yanlış mı? Hayır, mesela Başar Sabuncu, her zaman hayranlıkla andığım bir isim, Türkiye için büyük bir şansmış. Oyun yazmış, yönetmiş, senaryo yazmış, sinema filmi de yönetmiş. Şener Şen’i ilk başrolde oynatmış. Müthiş bir adam. Ben öyle biri değilim. Senaryo yazarım evet, herkes yazar ya, demin de söyledim. Evet, hikâyeler geçiyor ama sinema yönetmenliği, oyunculuk için söylemedim ama yönetmenlik için söyleyebilirim bunu, oradaki o açı, kadraj, ışık meseleleri çok farklı. Tiyatro yönetmenliğinin de çok zor tarafları var. Ne? Bir kutunun içinde dünya yaratacaksın. Baktığında sinemaya göre zor görünüyor çünkü sinemada daha geniş bir uzam kullanabiliyorsun. Tiyatroda çok daha dar bir alandasın ve üç taraflı görüyorsun. Evet, karşıda dördüncü duvar meselesi var. Tek bir yöne bakıyor seyirci ama sen sanki sağa, sola ve arkaya da bir dünya kuracaksın. Gerektiğinde seyircinin kafasını sağa, sola, arkaya çevireceksin, öne getireceksin. Bu anlamda daha zor. O yüzden de ben bu kutunun içinde yeni şeyler keşfetmeye devam etmek istiyorum. Yönetmen olarak ışığa meraklıyım. O ışıkta yeni şeyler keşfetmekten yanayım. Mesela Can Yeleği’nde kurduğum, o konsept olarak tasarladığım alan beni çok heyecanlandırıyor. Evet, çok kullanılan bir platform ama onu daralan bir alana dönüştürüyor olmak ve ışıkla bunu genişletmek.. Seyirciden şunu duydum, çok da mutlu oluyorum. “Biz her seferinde mekânın değiştiğine ikna olduk.” Oysaki hiç aksesuar kullanmıyoruz. Tabii burada en çok oyuncunun katkısı var elbette ama biz de orada ışıkla yaratmaya çalışıyoruz. Efektörle o atmosferi yaratmaya çalışıyoruz. O yüzden de ben 2500 yıldır ayakta kalmış bir sanat olan tiyatroda yeni şeyler keşfetmeye çalışmaya devam edeceğim. Tiyatroyla ilişkim devam edecek. Çok önemli sinemacılar var, benim haddim değil.

Teşekkür ediyorum.

Biz teşekkür ederiz.

Category: