Oyuncu

ELÇİN ATAMGÜÇ

Onunla ilk defa geçen sene karşılaştım. Oyunculuğu ile sizi anında etkisi altına alabilen biri.. Geç Kalanlar ile hayatıma giren bu özel kadının takipçisi oldum. Nihat Alpteki ile oluşturduğu müthiş bir tiyatro bağı var. Bu sene ikinci bir oyunda bir araya geldiklerini duyunca tabii ki hemen oyuna koşarak gittik. Elbette yine çok iyi bir işle karşılaştık. Dilerim ki daha pek çok oyunlarına tanıklık edebilirim. Onlarla röportaj yapmak benim için kaçınılmazdı. Bu üçlü sohbetten aldığın keyif tarif edilmez. Okudukça beni anlayacaksınız, biliyorum. 

Tiyatro ile aranızdaki ilişkiyi nasıl tanımlarsınız? Bir sevgili, bir eş gibi düşünürseniz..

Güzel.. Çok kuvvetli bir bağ var aramızda ama gerçekten çok şiddetli, tutkulu bir bağ. İlişkilerde yaşanan hem aşk hem sevgi vardır ama bunun içinde bir de büyük bir kavga vardır. Bazen çok küsersiniz, ayrılırsınız ama bir nokta vardır; tutar sizi, ayrılamazsınız. Şiddetli bir aşk hikâyesi gibi.. Benim hikâyem çok güzel tiyatroyla. Tuhaf bir bağ var aramızda. Ne kadar açılır bu, ne kadar açılır? Gerçekten şiddetli bir aşk hikâyesi bizimkisi. Ayrılamıyoruz. Bazen birbirimize çok kızıyoruz. Kızıp küsüp birbirimizden ayrıldığımız yıllar da var aramızda. Sonrasında güçlü bir bağ ile devam.

İki oyununuz var şu anda: Geç Kalanlar ve Can Yeleği.. Geç Kalanlar’dan bahseder misiniz?

Geç Kalanlar, Nihat ile arkadaşlığımın ilk başladığı oyun. Birbirimizi tanımıyorduk öncesinde. Metin önüme ilk geldiğinde çok heyecanlanmıştım. Onun hikâyesi tabii çok farklı. Çok da tutuldu, 3. sezonunda iyi de gidiyor. Oradaki kadın da benim için gerçekten çok enteresan bir kadındı. Nasıl oldu, nasıl oluştu çok da farkında değilim ama ortaya çıkan kadın gerçekten çok sevdiğim bir kadın oldu.

Oyunu seyrederken şunu düşündüm. Biri pat diye hayatınıza giriyor, nasihat ediyor. Ben oyunu seyrederken “Keşke böyle hayatımıza biri girse, oyunda kadın bir yere götürüyor, bir yere götürüyor, sert giriyor ama benim de yaşamımda biri olsa,” diye düşündüm.

Tatlı sert bir kadın ve çok güzel. Buna ilgili bir seyirci hatta geçen hafta oyuna geldi, karısıyla boşanma aşamasındalarmış, oyunu seyretmeye gelmiş. O kadar etkilenmiş ki benim bu kadınla oturup konuşmam lazım, demiş ama o kadından ben de etkileniyorum çünkü kadın gerçekten hafif bir arıza durumu var, gerçek mi değil mi, o seyirciye kalmış bir şey. Nereye oturtursan.. Bana sorsan kadın normal hayatında da metnin sonuna yürüdüğünde aslında çok normal ve sıradan bir kadın değil tam, sıra dışı bir kadın. Üzerinden geçen yaşanmışlığıyla beraber kadın gerçekten ipi kopartmış. Hani Nihat biraz daha bıraksa yarı deli de bir kadın aslına bakarsan da bunu sürekli tuttuğun tarafın vardı orada.

Nihat Alpteki Evet ama onun nedeni de gerçek imgesinin yaratılması gerektiği için daha çok böyle gerçek kodlarla oynaması gerekiyor. Yoksa gidebilirdi tabii ki ama biraz da onun yorumu yani.. Şimdi tekstin aslında gerçekçi bir tarafı var. Karakter de olaylar da fantastik dursa da amaç gerçekçi tarafı daha çok çoğaltmalıyız ki özdeşlik kurma oranı daha yüksek olsun diye. Ben şuna inanıyorum. Geç Kalanlar oyunu Türkiye’de üçüncü kez sahneleniyor. Biz üçüncü sahnelemeyi yaptık. En farklı, kadının daha psikolojik olarak ve yazarın da yaratmak istediği o fantastik tarafını da ama psikolojik taraftan girip de gerçekliğe yaklaşma oranı da en yüksek olduğu taraf Elçin ile tamamen onun oyunculuğu ile ilgili.

Elçin Atamgüç Ama diğeri de tamamen çok gerçekçi diye alıp hiçbir süsleme, hiçbir şey yapmadan çıkarttığında da bu sefer gerçekten didaktik bir şey oluyor.

Nihat Alpteki Zaten o dengeyi kurmaya çalıştık. Tam da bu nokta kesinlikle. Ne bir öğretmen gibi parmak sallayarak bir şeyleri anlatmaya çalıştık, kimse bunu bu kadar uzun süre kabul etmez, özellikle bizim toplumda. Belki bu, senin kendi içine dönük kendinle olan barışıklığınla da ilgili bir şey ama bizim toplumda kimse bu kadar hızlı bir şekilde kendiyle yüzleşmeyi kabul etmez.

Herkes başkalarının hayatıyla ilgili konuşmayı çok seviyor.

Nihat Alpteki Aynen, bravo.

Başkasından dinlemek bir yana kendini bile eleştirmiyor.

Nihat Alpteki Bu senin söylediğin şey bence bizde bir erdem. Keşke bana da gelse, konuşsa dediği nokta erdem. Hiç kimse bu kadar nasihat edilmesini ve kendi gerçeklerinin yüzüne çarpılmasını istemez. O yüzden o dengeyi, neden böyle yapıyoru, bu kadın neden bunu konuşuyor ve o adam neden bunu kabul ediyoru bizim analiz etme sürecimiz çok önemliydi ve onu analiz ettiğimiz için zaten rahatsız olunmadı bir öğretmen gibi niye bana nasihat ediyor ki şunu itiraf edelim buna rağmen bir ders veriyor, didaktik denildi.

Mesela ben niye rahatım, burç özellikleri de diyorlar, hava grubundanım, herkese fikrini sorarım.

Nihat Alpteki Ben de öyleyim.

Ama şu rahatlıktayım,

Elçin +Hande +Nihat kararımı ben veriyorum.

Bir başkasına müdahale ettirirken ona göre karar vermiyorum çünkü o bilinçte değil insanlar. Hep zaten başkası benim yerime karar versin, benim yerime yapsın diyorlar. Hayır, bunu kabul etmiyorum, karar bana ait.

Elçin Atamgüç Biz ne yapıyoruz? Hayatlarımızı birilerinin ellerine veriyoruz. Ondan sonra geri almak, mücadele etmek yerine sadece konuşuyoruz. Aslında oyunda, en temel, en etkili cümlelerden bir tanesi. Gerçekten böyleyiz. Hepimiz için geçerli. Ben yaptım, ben ettim. Ee niye yaptın? Bunu senden kimse beklemedi. Mücadele etseydin, yapmamaya karar verseydin. Üzerinden zaman geçip ben akıllandım, deyip suçu bir başka tarafa atmak en kolay kısım.

Nihat Alpteki Kadın karakterin yani nasihat edenin mücadelesiyle, nasihatte karşı koyanın mücadelesi aynı düzeyde. Adam da hemen kabul etmiyor, 50 dakika mücadele ediyor. Artık sonunda bence konuşmadım, dediği yer artık birinci perdenin son üç repliği. Biraz önceki tespitimizdeki gibi, bu karakter Türk mü, bu toplumda mı yaşıyor? Onlara hiç girmedik, biz evrensel bir boyutta anlatmaya çalıştık ama evet, orada da bir özdeşlik kuruyor bizim toplum. “Artık tamam, kabul ediyorum.” Belki seyircinin % 70’i bunu işte o dakikada belki de kabul ediyor ve bir şeyler anlatmaya çalışan da sonuna kadar o mücadeleyi devam ettiriyor. Bunun belki de fantastik olmamasındaki yakaladığımız nokta, hep bir neden koyduk. Kadın neden bu kadar ısrar ediyor? Finaldeki bilgiden dolayı mücadeleye devam ediyor.

Kadın, adamın psikolojisiyle oynuyor. Konuşuyor konuşuyor, adam onu hep göndermeye çalışıyor. Sonra iyi o zaman gidiyorum dediğinde de o zaman da bir dakika ya..

Elçin Atamgüç Orada masa tenisi hikâyesi var. Resmen oynuyor.

Nihat Alpteki Yazar, orada güçlü bir psikolojik bağ ve çatışma kurmuş.

Biraz da Can yeleği’nden bahsedelim.

Oyunumuzun yazarı Gönül Kıvılcım. 20 yıldır profesyonel tiyatrocuyum, ilk defa böyle bir tekstle karşı karşıya kaldım. Hem oyunculuk anlamında hem reji hem hikâyesi olarak.. Hep aynı şeyi söylüyorum gerçi, gerçekten birçok şeyi görüyoruz. Evet, ama ne yapıyoruz? noktasında bu metinle beraber gerçekten hiçbir şey yapmadığımı ama şu anda oyuncu olarak bir nebze insanlara bu konu ile ilgili farkındalık yaratabiliyorsak ne alâ, ne mutlu.. Geçen hafta yine ortaokul, lise öğrencileri geldi. O kadar etkilenmişler ki, bunlar ortalama 14-15 yaşlarında çocuklar.. O çocuğun bile bakışını değiştirebildiysek bu metin o anlamda bir sosyal sorumluluk projesi benim için.

Oyunla ilgili yazımda da onu söylemeye çalıştım. Dramatik bir hikâye ama farkındalık yaratabilecek bir şekilde ele alınmış.

Nihat Alpteki Mesafe koyuyor, değil mi?

Ben şimdi teksti okumadım, bilmiyorum. Burada acaba oyuncunun mu, yönetmenin mi, yazarın mı? Hangisi bunu öne çıkardı, bilmiyorum ama bakınca hüzünlü bir hikâye, hakikaten insanın ağlayası da geliyor, düğümleniyor. Böyle çok da dövmeden aslında tam da söylemeye çalıştığım “Sen bir şey yapmıyorsun,” deyip beni cezalandırmıyor. Tam aksine diyor ki, bak böyle bir şey var ortada.

Elçin Atamgüç Bir ayna tutuyor sana. Diyor ki ben bunları yaşıyorum. Orada o ağlamamak, düğümlenmek, hıçkırmak noktası tamamen reji, yönetmenin tercihi. O, o noktada bırakmayı seçti. Ağlatmak, düşündürmeyi engelleyici bir şey. Yoksa ağlıyoruz ve rahatlıyoruz. Oysaki finalde seyircinin, artık son otuza yakın oyuna geldim galiba, alkışta şöyle bir şey hissediyorsun, en yakınlarım da geliyor, onlar da şunu söylüyor, ne yapacağımız bilemedik. Alkışlayayım mı? Neyi alkışlıyorum? Bir yaşamdan bir kesit var önümde, ben bunu nasıl alkışlayabilirim? Alkışlamalı mıyım yoksa hiçbir şey yapmadan gitmeli miyim? Böyle bir ikircikli durum söz konusu..

Nihat Alpteki Her şey yolunda bu durumda benim için..

Elçin Atamgüç Zaten biz ağlatma değil, düşündürme tarafındayız. Metne baktığında da gerçekten hüngür şakır ağlatan bir metin değil ama reji olarak yönetmen tercih etseydi sonuna kadar suyunu çıkartıp yapabilirdi

Nihat Alpteki Çok elverişli..

Elçin Atamgüç Ama o zaman amacımıza ulaşmayacaktık. O zaman başka bir tarafa çekecekti hikâye. Oysa şimdi bence reji olarak tam doğru yerde. Tıkan ve kal ve düşün. Ne yapıyorum, ne yapmıyorum ya da bir şey yapman de önemli değil. Sadece farkına var ve o kadar.

Nihat Alpteki Benim bir tiyatrocu olarak düşündüğüm şey hüzünlenmen değil düşünmen ve farkındalığının oluşması ve biz şimdi provada çalışırken Elçin Atamgüç gibi bir oyuncu bu karakterin yaşadığı hiçbir şeyi eksik bırakmaz. Orada bana ihtiyacı yok ama anlattığı hikâyenin daha etkili olması için belki ben ona destek olmuşumdur. Aslında şimdi 70 dakika oynanıyor ve 70 dakika aslında ihtiyacımız olan şeye hizmet ettiği için 70 dakika. Neydi o ihtiyacımız olan şey? Samimiyet, o karakterin gerçekten var olması, onun bir anne olduğuna ikna olması ve onun dünyanın herhangi bir yerinde milleti, dili, dini belli olmayan bir insan olması ama öğretmen olması, iki çocuk sahibi olması ve bunlar bütün bu tanımlamalar olmayınca o zaman biz seyirciyi de şuna ikna edebiliyoruz, büyük oranda ikna ettik. Bu, hepimizin başına gelebilir. O zaman düşün! Neden oluyor bunlar? Senin başına gelmemesi için neler yapman lâzım? En önemli soruyu da soruyor karakter zaten. “Düşman kim?”

Şunu merak ediyorum, dekorda gittikçe eklenen dikenler oyunun kendisinde var mı?

Nihat Alpteki Yok, tamamen benim tasarımım. Bu oyun, şöyle bir oyun, konsept oyun, diyorum ben belki de literatüre yeni bir kavram mı koyuyorum, bilmiyorum belki de vardır, emin olamadım şimdi. Ben bu oyunu konsept oyun olarak ifade ediyorum. Tekst bana geldiğinde ben hemen bunu yaparım, demedim çünkü nasıl ifade edeceğimi bilmiyordum. Bilmiyordum derken öyle bir fikrim yoktu. Sonra teksti anladıkça anladıkça hatta o aşamada Elçin ile de paylaşmıştım ve biz bunu yapalım, dedik ama nasıl yapacağımı ben bilmiyordum. Belki de o, bu hikâyeyi nasıl anlatacağını biliyordu ama ben nasıl ifade edeceğimi bilmiyordum. Bir oyuncu olarak tabii ki güdüleriyle ve kendi yaşamsal bilgileriyle aşağı yukarı bilinir.. Geç Kalanlar’da da öyleydi mesela. Tam olarak bir ev diyemeyiz ona. Bir ev ama değil, o kapı açılıyor ama nereye gidiliyor? Bunların hepsi kafamda kurduğum, anlatmak istediğim dünyanın somutlaşmasıyla ilgili süreç.

Resim yapmak gibi..

Evet, evet.. Biz Elçin ile bunu konuştuktan 4-5 ay sonra benim aklıma bu labirent fikri geldi ve ona da söyledim, yazara da söyledim. Ben bunu labirent ile anlatacağım, mesele de şu hepimizin hangi toplumda yaşarsak yaşayalım yaşadığımız her şey, o olumsuzluk başkaları tarafından kuruluyor. Mülteci olduğunda ortaya çıkan dilsizlik sorunu bir labirent, artık anne olmayı tam olarak yaşayamıyor. Labirent gitgide daralıyor. Şunu da söyleyeyim dikenli tel meselesi tasarımcımızın fikriydi. Labirent olacağı konusunda ben direttim, o da tamam labirent olsun ama bu labirenti birbirine bağlayanlar dikenli tel olsun, dedi. Ben kadın hikâyesi olduğu için farklı kültürlerden farklı başörtülerinin birbirine bağlanmasını istiyordum. Tasarımcımız dikenli tel olursa daha dramatik olarak da daha güçlü olacağını söyledi.

Bence de öyle olmuş. Hem sıkışıyor hem çıkmak istese de dikenli. Nereye çıkacak? O labirentten çıkması mümkün değil. Seyirci de hep beraber orada içinde kalıyor.

Nihat Alpteki Batıyor, sürekli onu rahatsız ediyor. Hatta şöyle yorumlar vardı. Labirent, kendi hayatımızın labirentleri, dikenli telleri de kendi hayatımızdaki belki de kendimizin kurduğu dikenli tellerdir.

Rollerinize nasıl hazırlanıyorsunuz? Ne kadar süreye ihtiyacınız oluyor? Yalnız mı kalıyorsunuz? Yazar hayattaysa onuna görüşüyor musunuz? Karakterin boyutları nasıl çıkıyor?

Yazarla görüşme kısmını şimdiye dek pek yaşama imkânım olmadı, Gönül ve Geç Kalanlar’da Pervin haricinde. Genellikle mutlaka oyuncu olarak okuduğunda sezgisel bir şey geliyor ama sonrasında masa başı çalışması denilen hikâye benim çok işime yarayan bir şey, bütün oyuncular için de aynı şey geçerlidir. Orada birçok şeyi netleştirdikten sonra ben normalde ezber de yapmam evde oturup, sadece zihnimden geçerim, geçerken oynarım. Hep söylüyorum, ne biriktirdiğinle alâkalı. Sonra sandıktan yavaş yavaş çıkmaya başlar. Daha çok sahneye çıkıp ayaklandığında oynadığım kadın bedenen de bir şeyler getirmeye başladığı zaman rol zaten hikâye alıyor başını gidiyor. Nihat ile olan çalışma şeklimiz çok daha farklı. O başka bir yöntemle çalışıyor. Onun yöntemi aslında karakterle ilgili çok fazla bir şey düşünmene gerek bırakmıyor çünkü sadece rolün durumunu bana anlatmaya çalışıyor. Diyor ki rol bu durumda. Duruma baktığın zaman karakterin içinde bulunduğu durumu görmeye başladığında zaten ilmek ilmek ilmek kendini dokuyor ve bir anda ortaya çıkıveriyor. Özel bir çalışmalar yaşamadım hiç öyle şimdiye kadar. Yapmadım. Bu çalışma şeklinde durumu oluşturduğun anda ilmek ilmek dokuyorsun her şeyi. Diğerlerinde nasıl gidiyor? Daha önce çalıştığım yönetmenlerle oyuncuya daha çok iş düşüyor. Onlar kendi yöntemleriyle çalışıyor. Sen de kendi sezgilerinle, bildiğin yöntemle yapıyorsun. Ben hikâyesini çıkartırdım her zaman; kim, ne yaşamış, ne yapmış, kaç yaşında? Ben oynayacağım için kendimle özdeşleştirip ama onun hikâyesiyle de bütünleştirdiğim zaman bir şey çıktı önceki oyunlarda. Bu son iki oyunda sistem çok farklı çalıştı.

Nihat Alpteki Ben de şunu ekleyeyim. Evet, ben bir yöntemle çalışıyorum oyuncu koçluğu, eğitmenlik yaparken ama tabii ki her oyuncu kendi malzemesine göre tepki veriyor. Şunu naçizane belirtmek isterim Elçin Atamgüç’ün malzemesi çok daha derin, çok daha katmanlı. Kendi hikâyesine sahip çıkmasıyla, kendini olduğu gibi kabul etmesiyle ilgili. Kendim de oyuncu olduğum için oyuncunun yaşamla kurduğu bağın çok gerçek bir yerden olmasını çok önemsiyorum. Kendiyle barışık olması, kendi komplekslerinin, zaaflarının çok farkında olması gerekiyor. İnsanların hikâyelerine meraklı olması, onları dinlemesi gerekiyor. Bir yöntem uygulamaya çalışıyorum, genelde sonuç alıyorum. En yüksek, olumlu sonuç aldığım oyunculardan biri Elçin Atamgüç, bu da tamamen kendi samimiyetiyle ilgili.

Elçin Atamgüç Bir sandık var, o sandıktan yavaş yavaş bütün yaşadıklarını çıkarıyorsun. Oyunculuk, bakmakla görmek arasındaki farkı algılayıp onları biriktirmek değil midir? Her rolde de sandıktan bir şey çıkartıyorsun. Biriktirirsen çıkıyor, biriktirmezsen taklit oluyor.

Daha önce tek kişilik bir oyun oynadınız mı?

İlk defa.

Aynı anda iki oyunda birden oynuyorsunuz. Birinde bir ekip içindesiniz, birinde tek başınasınız. Ne gibi fark var? Hangisi daha çok keyif veriyor? Oyunun bir tek kendine ait olması mı yoksa birileriyle beraber oynamak mı?

Paslaşmak çok büyük bir keyifmiş, tek kişilik oyuna geçtiğin zaman bunu çok daha net görüyorsun. Masa tenisi gibi atıyorsun geri geliyor. Tek kişilik oyunda hodri meydan tek başınasın. Karşı tarafta rol arkadaşın olduğu zaman seni her zaman ramplase edebilir. Burada oyuncuda olması gereken sorumluluktan beş kat fazla sorumlulukla tek başınasınız. İkinci kişiyi çıkarmak zorundasınız karşınıza hem oynayacaksınız hem kendinizi görmek zorundasınız çünkü öbür türlü rol arkadaşınız bir ayna karşınızda ama burada kimseniz yok. O anlamda gerçekten çok zormuş. Kulis sohbeti yok. Biz usta-çırak ilişkisi ile yaşayan bir kurumuz. Bütün teknik arkadaşlarım benle oyuncu gibi yalnız bırakmamaya çalışıyor. Teşekkür ediyorum hepsine ama neticede tek başınasınız. O sahnedeki beraberliğin kulise taşınmasındaki keyfi, tek kişilik oyunda çok daha iyi anlıyorsun. İkisinin de farklı keyifleri var. Tek kişilik oyunun sorumluluğu çok daha ağır, tabii ki oyuncu olmanın getirdiği bir sorumluluk var evet ama burada kimseyle paylaşamıyorsun, tek başınasın. Keyifli mi keyifli.. Hangisi keyifli? İkisi de keyifli.. Seçim yapamıyorsun ama güzel bir deneyim, çok şükür ki bunu yaşıyorum.

Nihat Alpteki Prova sürecinde de zaten, bunu söyleyebilirim, nasıl olacak, yapamayacağım galiba dediği zamanlar oldu çünkü karakter gerçekten çok derin ve şiddetli şeyler yaşıyor ve dediği gibi o şiddetli şeyle tek başına mücadele etmek zorunda. Bir kişi bile olsa onunla o şiddeti, acıyı paylaşmış oluyor. Ben böyle tek kişilik bir projeye Elçin olduğu için girdim. Şunu da duyuyoruz, geçen yine okudum hatta sen de öyle yazmıştın; sahnede sanki tek kişi yok gibi diye yazılıyor. Hem eleştirmenler de öyle yazdı hem seyirciden de öyle yorumlar aldık. Aslında ikimizin de küçük de olsa kaygılı olduğumuz bir şey, bugün % 95 oranında bize çok olumlu bir sonuç olarak döndü. Bunun en büyük nedeni onun kendi samimiyeti ve bu hikâyeyi anlatma konusundaki kararlılığı..

Elçin Atamgüç Zafer ile Geç Kalanlar’da birinci perde bittiğinde Nasıldı? Çok iyi gidiyor, diye konuşuyoruz. Şimdi kime soracaksın? Bilmiyorsun. (gülüşmeler)

Nihat Alpteki Bir efektörümüz var, Metin Küçükyılmaz. Her sahnede o yanında ama diğerleri, uygulamacılar değişebiliyor. Metin onun partneri oldu. Ben de Metin’i arayıp soruyorum. Bazen rahatsız etmiyorum Elçin’i. Metin’den öğreniyorum. O da kendi gücü yettiğince seninle paylaşıyor zaten. Sen de ona soruyorsun.

Elçin Atamgüç Ama yine de tiyatroyu istediği kadar iyi bilen biri de olsa sahnede olan rol arkadaşınla paslaşmak başka bir güzel.

Kaç senedir İstanbul Şehir Tiyatrolarındasınız?

19 yıldır bu tiyatrodayım.

Kaç oyunda oynadığınızı hatırlıyor musunuz?

Hatırlamıyorum. Baya var.

Hiç özlediğiniz bir karakter var mı? Keşke bir daha oynasam dediğiniz bir oyun?

Hıdrallez.. Yaşlı bir Roman kadını oynuyordum. Onu çok özlüyorum. Çok özlüyorum ve hep onunla konuşuyorum. O da başka bir kadındı benim için. Gerçekten çok özlüyorum. Tinke (?) benim için çok önemli.

Nihat Alpteki Bu da mı öyle olacak acaba?

Elçin Atamgüç İnşallah. Bilmiyorum. Yaşarken çok farkına varamıyorsun. Hıdrallez, bir de çok erken kalkan bir oyundu.

Nihat Alpteki Yoğun ilgi görüyordu ama..

Elçin Atamgüç 2 yıl, bir sezon kapalı gişe oynadık. Çok erken kalktı. Belki ona doyamadım. Yaşayamadım onunla beraber. Yaşasaydım belki başka türlü olurdu ama gene unutamazdım. Çok özel bir karakterdi.

Nihat Alpteki Emin ol, seyirci de unutamadı o karakteri.

Elçin Atamgüç Unutmadı evet, çok çok özeldi.

Biz seyirci olarak Can Yeleği’ni seyrederken bir şeyler hissediyoruz. Ortalama seyirci bir kere gelip seyrediyor, iki üç kere gelen vardır. Sürekli aynı kişiyi oynuyorsunuz. Siz ne hissediyorsunuz? O hüzünle nasıl başa çıkıyorsunuz?

Çok yoruldum. Gerçekten şimdi farkına varıyorum.

Nihat Alpteki Üç hafta üst üste oynadı.

Elçin Atamgüç Burada şöyle bir şey devreye giriyor. Tek başına bir hikâye anlatıyorsunuz. Anlattığınız hikâye durum itibariyle çok trajik ve bunu paylaşacağınız hiç kimse yok. Burada da tek kişilik oyunun zorluğu ortaya çıkıyor. Hikâye zaten trajik, travmatik.. Gerçekten yoruldum. Yoruluyorum. Bu da şunu anlatıyor aslında, şunu diyor bana.. Ben bu kadınla gerçekten yapışmaya başladım. Bu yorgunluk da ona işaret. Doğru yerdeyim, yanlış bir şey yapmıyorum. Hikâye doğru gidiyor. Yoruluyorsam hikâyeyi gerçekten anlatmaya çalıştığım için yoruluyorum.

Bununla nasıl baş ediyorsunuz?

Artık şunu yapmaya başladım. Eskiden direkt eve gidiyordum, vurup kafayı yatıyordum ya da okuyordum. Daha fazla kitap okumaya başladım. Hikâye anlatmaktan sıkıldım, artık ben başka hikâyeler dinlemek istiyorum. Bugün itibariyle artık biraz kabuğumdan çıkma kararı aldım. Gerçekten sıkıldım. Bu akşam yemeğe gideceğim. Ben bu hikâyeyi yaşıyorum, yapmayayım diye bir duygu değil bu. Gerçekten enerjinizin tükendiğini hissettiğiniz bir noktadayım. Diyordum ki, benim enerjim çok, hiperaktiftim. O bitti mesela. O bir saatte mi gidiyor bütün hiperaktivitem? Gün boyunca yaşadığım o hiperaktif durum, bir saatlik attığım enerji miymiş? Hayır, çünkü hem bedenen hem ruhen çok yoruluyorsunuz ve bütün enerji oraya kaydığı için şarj olmak lazım.

Nihat Alpteki Aslında 70 dakika yetiyor. Bir de tabii oyunda şu da var. Hep psikolojik tarafını anlattı Elçin. Bir de bedensel olarak da çok yorucu bir oyun. Sürekli koşuyor, yerlerde sürünüyor, dikenli tel illüzyonunu yaratmaya çalışıyor.

Elçin Atamgüç Durumu yaşamaya çalıştığım için

Nihat Alpteki Hem psikolojik hem bedensel olarak bir yorgunluğun içine giriyor. Birini atlatsa biri kalıyor. Bugün itibariyle 27. oyunu oynadı. Bundan sonra naçizane fikrim rahat edersin.

Elçin Atamgüç Şimdi artık oyun benim olmaya başladı. O sahnede neyi yaparsam olmayacak, neyi yapmazsam olacak, onlara artık hâkim olmaya başladım. 27 oyun herhalde bir oyun için yeterli bir süreymiş. Artık ben biliyorum, oyun benim. Tamam, bitti ve buradan çıkmak durumundayım artık.

Televizyonla ilişkiniz nasıl?

İyi işler yaptım televizyonda. Para kazanmaksa kazandığım dönemler oldu. En son bir şaka programı çektik. O da çok keyifli, eğlenceli bir işti. Ondan önce Kayıp diye bir dizi film vardı. Benim hayatımda çok önemli bir iştir, İlker Kaleli ile oynamıştım. Çok güzel bir roldü. Her zaman gelmez öyle bir şey. Ondan sonra artık yürür, demiştim. Tiyatroda verdiğiniz mücadelenin karşılığını çok net alabiliyorsunuz ama televizyonda öyle bir şey söz konusu değil. Burada eminsin, bir şey yapıyorsun, artık tamam ben buna yürüyebilirim dediğin noktada yürüyorsun çünkü buranın seyircisi emeği çok net görebiliyor. Televizyonda belki benim için öyle olmadı. İddialı konuşmak istemem ama kariyer yapamadım televizyonda, olmadı.

Tiyatro mu ağır bastığından yoksa televizyonla ilişki tam olarak kurulamadı mı?

Kuramadım çünkü burada başka da yürüyen bir ilişki var. Burada daha samimiyiz. Televizyonda şans da var. Ben o şansı yakaladım, dedim. Gerçekten ertesi gün sete giderken taksi şoförü dönüp, Fahriye abla nasılsın? dedi. Oldu, dedim. Yok.

Sinemayla nasıl aranız?

Sinemada da ‘Dabbe’leri çektim, korku filmi. Korku filmlerinin çok enteresan bir izleyici kitlesi var. Dört tane Dabbe serisinde oynadım. İyi bir iş ama ondan sonra da bir şey gelmedi. Şimdi Kutlu Ataman ile bir iş çektik, Hilal Feza ve Diğer Gezegenler. Çok keyifli bir çalışmaydı. İyi ki çalışmışım Kutlu Ataman ile..

Oyuncu olarak bir kariyer hedefi belirlerken tiyatro, sinema filan.. Belli bir şeye galiba yoğunlaşmak gerekiyor. Hepsine bölünülmüyor mu ya da bu bir şans işi mi?

Gerçekten bilmiyorum.

Bu yetenekle ilgili değil. Karşımızdaki insan yetenekli.

Değilmiş. Teşekkür ederim. Değil çünkü ben burada yaptığımı orada yapamıyorum. Burada belki bir kendi alanım, evet, kendi alanımız, burası evimiz, çok rahatız. Orada evim diyemiyorsun. Öyle bir kariyer planı da yapmadım. İsterim tabii ki ama bu bir plan mı? Tiyatro planla yürüyor galiba, televizyonda plan yok galiba.

Nihat Alpteki Tiyatrocular şöyle yapıyor bence. Yalnızca tiyatroyla ilgili kariyer planı yapıyorlar. Öbürü arada olursa oluyor zaten çünkü hiçbir tiyatrocuyu siz sahneden koparamıyorsunuz. Bu, çok enteresan bir şey.

Elçin Atamgüç Zaten sana şöyle geliyorlar, oyununuz var mı? Şehir Tiyatroları’ndayım.

Televizyoncular, oyun varsa kaçıyor.

Hemen kaçıyorlar. Geçen onu söyledim, yapmayın. Haksızlık ediyorsunuz bize, dedim.

Aslında bakınca bütün dizi filmlerin çatısını tiyatro oyuncuları kuruyor.

Haksızlık ediyorlar. Oyununuz var. Anında siliyorlar. Bu, o kadar program yapılmayacak bir şey değil ki..

Nihat Alpteki Ayarlanabilir yani..

Çok rahat ayarlanabilir ama nöbetçi oyuncu gibi bekliyor seni.

Aynı anda televizyon programı yapıp, dizide rol alıp, oyununda oynayan, oradan oraya yetişen oyuncular var.

Bu enerji varsa, sen neden bu enerjiyi daha direkt ha oyununuz var deyip kapatıyorsun ki? Yapma bunu. Haksızlık etme! Gerçekten baktığında yan karakterler dediğimiz ana karakteri besleyen, bütün dramaturgiyi sağlama oturtanlar tiyatrocular.

Golü belki başrol atıyor ama oyunu diğerleri kuruyor.

Elçin Atamgüç Pası kim verecek ki sen atacaksın.

Nihat Alpteki Yeşilçam’da da öyleydi. Tiyatrocular yan rolleri oynuyordu.

Elçin Atamgüç Haksızlık ediyorlar çünkü fırsat tanımıyorlar.

Aklıma geldi birden. Küçümsemek anlamında demiyorum. 3-5 oyuncu bir araya geliyorlar, bu dönemin en popüler işlerinden biri, ders veriyorlar. Kamera önü oyunculuk, ileri oyunculuk gibi isimler koyuyorlar. Bazı oyuncu arkadaşlarımın da söylediği oyunculuğun öyle o’su olur mu, bu’su olur mu? Oyunculuk oyunculuktur. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Elçin Atamgüç Gerçekten televizyon ve sinemayla tiyatro oyunculuğu çok farklı. Bir farklılık var tabii ama bir yeteneğiniz, bir kapasiteniz ve malzemeniz varsa onun üzerinden yürürsünüz. Bunu gerçekten hakkıyla yapanlar var, bir de sadece para kazanmak için bu işi götürenler de var. Olan ortadaki çocuklara oluyor. O ayrım ise bence var.

Nihat Alpteki Burada önemli olan televizyon sinema oyunculuğu, tiyatro oyunculuğu arasında bir fark var mıdır? Elçin fark vardır, diyor. Ben de tamam vardır, diyeyim ama bence hepsinde olması gereken temel bir mesele var, onun peşinde koşmalı oyuncular. Kişisel ve toplumsal bir farkındalığın olması, belli oranda bir duyarlılığın olması ve belli oranda öndeki kâğıttan gelen şeyi yorumlayacak bir zekâya ihtiyacımız var aslında. Bütün bunlar olduğunda eğitim ne yapıyordur? Tüm bu malzemenin kullanılmasını disipline ediyordur.

Matematiğini öğretiyor işin.

Nihat Alpteki Aynen. Olmayan bir şeyi vermiyor.

Bence de sadece teknik fark var.

Elçin Atamgüç Bir de şöyle bir şey var. Tiyatroda 500-600 kişilik bir salona oynamak durumundasınız. Minimal oynayamazsın. Artık tiyatro oyunculuğu da çok değişti. O da farklı yerlere geldi. Eski tiyatro oyunculuğu değil artık. Oyunculuk sistemi değişti. Farkı şuradan anlıyorum. Bir yönetmen sana küçült, biraz daha küçült, biraz daha küçüklt dediği noktada evet, kamera önü ile tiyatro arasında bir fark var.

Teknik bir fark, oyunculukla ilgili bir şey değil.

Elçin Atamgüç Teknik bir fark var.

Nihat Alpteki Oyunculuğun uygulanma biçimiyle ilgili değil, algılanma biçimiyle ilgili.

Elçin Atamgüç Şuranda bir kamera var.

Nihat Alpteki Yoksa malzeme aynı. Oluşturma, yaratma süreci ve malzemesi aynı. O yüzden senin de dediğin gibi başlıklar tartışılabilir. Yoksa temel mesele her zaman için aynı. Ben tiyatro oyunculuğunu şöyle ayırabilirim. Daha derin olmalısın, derim. Katmanlı olacaksın.

Tiyatroda kamera önündeki gibi planlar yok.

Elçin Atamgüç Ve bir şansın var. O bir veya iki saat içinde o kadar şansın var.

Seyirci tarafında olunca ayrı da oyuncularla kuliste olduğumuz zaman, aynı oyunda birkaç kere bulunuyorum kimi zaman. Mesela bir gün başka türlü oynuyor, ertesi gün başka bir şekilde oynuyor. Belki kötü bir haber aldı. Seyirci pek fark etmiyor ama oyuncu kendinde o farkı görüyor.

Nihat Alpteki Tiyatro oyuncuları her seferinde, ikimiz de geçen hafta altı seans oyun oynadık, her antraktta, partnerin yoksa bile gelip kuliste kendine mutlaka bir soruyor. Mesela 12 Öfkeli Adam’da oynuyorum. Antraktta, kafeteryayı geçtiğimiz an başlıyor zaten. Mutlaka birileri bir şey söylüyor. Dediğin gibi seyirci bunu hiç fark etmiyor ama biz, orada yaratılan dünyanın farkındayız. Yaratılan durumun ortaya çıkardığı duyguların şiddetinin derecesinin farkındayız. Belki tiyatro oyuncusunun farkı da, zorluğu da şu, her seferinde bununla idare edebilecek, bunu kontrol edebilecek, baş edebilecek bir psikolojiye, bir zekâya, bir kondisyona sahip olmak gerekiyor.

Seyirci fark etmiyor, dediğim aslında şu anlamda söyledim. Bir kere geldiği için performansını öyle zannediyor.

Elçin Atamgüç Performansını öyle değerlendiriyor.

Nihat Alpteki ile olan ilişkiniz, bu oyunlar için ne dersiniz?

Geç Kalanlar ile başladı. Bir arkadaşlık sürecimizden sonra gerçekten kardeşim oldu benim. Biz gerçekten tesadüflere hiç inanmıyoruz, tesadüf diye bir şey yok. Biz gerçekten uzun yıllar bu işleri yapabilmek için çok şey biriktirmişiz ama ikimiz de gerçekten farklı farklı yerlerde aynı şeyleri biriktirmişiz. Bakış açımız aynı, biz samimiyetten yanayız. Onun için onu yönetmen, kardeş, arkadaş her neyse benim için çok özel. İnşallah daha çok çalışırım. İyi ki tanımışım, diyorum her seferinde. Aynı pencereden bakıyoruz dünyaya. Dolayısıyla bu işleri yaptığımızdaki eğer bize gelen olumlu şeyler bir başarıysa ki evet, başarı; biz onu beraber yaptık. Birlikte dünyaya bakış açımız aynı olduğu için, aynı samimiyetten, aynı noktadan birbirimize çok rahat her anlamda diyalog kurabildiğimiz için. Benim için çok özel.

 

Nihat Alpteki ile röportajımız çok yakında KULİSonline'da!

İLGİLİ SAYFALAR  
Can Yeleği | Hande Yöremen
   
   

 

                                                                                                                                                                                   

 

 

 

                                                               

Category: