Russell Crowe ve Rami Malek’in baş rollerini paylaştığı, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın en tartışmalı siyasi davalarından birini konu alan James Vanderbilt filmi.

Jack El-Hai’nin “Nazi ve Psikiyatr” adlı kitabından uyarlanan, Amerikan yapımı bu tarihi drama filmini basın gösteriminde seyrettim. Fim, 2 saat 28 dakika sürüyor. Ülkemizde 30 Ocak’ta vizyona giriyor.

Nuremberg olayı nedir?

Nürnberg davaları, II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından 1945 ve 1946 yıllarında Almanya’nın Nürnberg kentinde gerçekleşen bir dizi davaydı. Eski Nazi liderleri, Uluslararası Askeri Mahkeme tarafından davranışlarından dolayı suçlanıp savaş suçlusu olarak yargılandı.

Filmde bu tarihe işlenmiş hikâye, bugüne kadar pek de rastlamadığımız bir açıdan inceleniyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından, başlıca savaş suçluları Nürnberg Duruşmalarında adalet önüne çıkarıldı. Amerikalı psikiyatrist Douglas Kelley, Nazi mahkumlarının İkinci Dünya Savaşı sırasında işledikleri savaş suçlarından dolayı Nürnberg Duruşmalarında yargılanmaya uygun olup olmadıklarını belirlemek zorundadır.

II. Dünya Savaşı sonrası kurulan Nürnberg Mahkemeleri’ni odağına alan film, Amerikalı bir psikiyatristin Nazi lideri Hermann Göring ile yürüttüğü psikolojik analiz sürecini ve adalet arayışını merkezine alıyor.”

Film, Hermann Göring’in ailesiyle teslim oluşuyla başlıyor. Onunla beraber üst düzey Nazi yetkililerinin yargılanmasından hemen önce bir psikiyatr çağrılıyor. Psikiyatrın görevi tutukluların zihinsel durumlarını incelemek. Kelley, sanıklarla kurduğu iletişim sayesinde suçun psikolojisini, insan doğasının sınırlarını, kötülüğün ne olduğunu anlamaya çalışır. Niyeti bu konu da bir de kitap yazmaktır.

Hermann Göring’i olağanüstü bir şekilde Russel Crowe oynuyor. Hem de ne oynamak.. Ben onun Hermann Göring olduğuna ikna oldum açıkçası. Tam tersine durum ise Rami Malek için geçerli. Psikiyatr Douglas Kelley’in kendisi oynamaya çalışıyor. Açıkçası bu filmde bana uygun gelmeyen tek isim bu oldu. Neden bu isimde inat ediyorlar, bilmiyorum. Filmde baştan sona Rami Malek ya da Freddy Mercury oynadı, diyebilirim. Kendisini ilk o rolde seyretmiştim ve orada kaldı. Çıkık alt dudağını sürekli ısırması, sürekli sanki daha da ortaya çıkarması beni sürekli uzaklaştırıyor ama filmde öyle bir adam var ki işte onun karşısında gerçekten iyi bir oyuncu olsaydı o sahnelerin ne hale geleceğini ancak hayâl edebiliyorum. Üst seviyede bir performans sergileyen Russel Crowe insanda büyük bir hayranlık uyandırıyor.

Filmi seyrederken ve sonrasında pek çok şey düşündüm. Soykırım, savaşlar, mağdurlar, intikam, haklılık, ödeşme, vicdan, vatan, vatanseverlik.. Karmakarışık oluyor insan. Canı yananın hakkı mıdır can yakmak? Peki, can yakanlar nasıl cezalandırılacak? Canı yananların can acısı nasıl dindirilecek? Kan davası değil midir bu? En son kanı dökülen kan dökmeden bırakmayacak mı bu savaşı? Sonucunda belki de onlarca soru.. Hangi yanlış hangi doğruyu götürüyor? Mağdurlar masum mudur?

Günümüzde ve geçmişte yaşananlar arasında sıkışmışlıktan çok kötülüğün anlamı üzerinde düşünüyorsunuz.

Filmin çekimlerini de beğendim, senaryoyu da, mekânları, kostümleri de beğendim. Tek beğenmediğim Rami Malek.. Artık onu da görmezden gelelim. Film, bana kalırsa mutlaka seyredilmesi gereken filmlerden biri. Vizyona girdiği an mutlaka seyredin. Mesele sadece Nazi meselesi değil veya savaş, soykırım vs.. Kendinize pek çok soruyu soracaksınız. Bence sormalı ve bu soruların cevaplarını da bulmalısınız.