
Kulis artık sadece sahne arkası değil!
Kulisler artık birer “parti mekânı”. Gala yapılıyor ama sadece kendi aralarında eğleniyorlar. İş bir prestij meselesine dönmüş durumda: “O özel kulise girebilecek davetlilerden olmak!”
Galalarda neler oluyor?
7 Mayıs akşamı Afife Tiyatro Ödülleri gecesindeydim. Kaç senedir bu heyecana ortak olduğumu sayamam bile. Haldun Dormen’in henüz bir çocukken kurduğu hayalin eseri olan bu gece, Türkiye’nin en prestijli, en parıltılı buluşmalarından biridir. Ancak her geçen yıl daha da kalabalıklaştı. Geçtiğimiz yıl (7 Ekim 2025) bu kalabalığı dizginlemek için biraz daha sıkı tutmuşlardı organizasyonu fakat bu yıl kapılar yine ardına kadar açılmıştı.
Ocak ayında kaybettiğimiz Haldun Dormen’siz bu ilk Afife, belki de en “Haldun Dormen dolu” geceydi. Kimler yoktu ki ama küçük bir farkla: Hepsini sadece sahnede gördük.
Eskiden böyle miydi?
Pandemi öncesini hatırlıyorum; Afife bambaşka bir seviyedeydi. Türk Tiyatrosu’nun duayenleri ile genç yetenekler aynı havayı solur, şöhretli şöhretsiz her oyuncuyla yan yana dururdunuz. Tiyatronun o ışıl ışıl dünyasının tam kalbindeydiniz.
Son yıllarda ise dikkat çekici bir değişim var: Gala yapılıyor ama oyuncular ortada yok! Sadece röportaj vermek için görünüp kayboluyorlar. Diğer seçkin davetliler de benzer şekilde sırra kadem basıyor. Aynı yerdesiniz, aynı etkinliğe davetlisiniz ama onları ancak ertesi gün servis edilen basın bültenlerinde görebiliyorsunuz.
Yeni nesil Kulis kavramı
Sahi, “Kulis” nedir? Sahne sanatlarında oyuncuların hazırlık yaptığı, sırasını beklediği bölümdür. Peki, bugünün galalarında durum ne?
Kulis artık sadece sahne arkası değil!
Artık kulisler birer “parti mekânı”. Gala yapılıyor ama sadece kendi aralarında eğleniyorlar. İş bir prestij meselesine dönmüş durumda: “O özel kulise girebilecek davetlilerden olmak!”
Afife’nin ardından: Görünmez çizgiler ve sahte alkışlar
Eğer sadece arkadaşlarınızla eğlenecekseniz, neden gala yapıyorsunuz? Özel bir gösterim yapın, fotoğrafları basına servis edin, masrafınız da azalsın. Ünlü isimleri “vitrin” yaparak organizasyonun maliyetini bedavaya getirme kurnazlığı artık çok belirgin. Geriye ise neden orada olduğunu bilmeyen, sadece “Ben de oradaydım,” demek ve ikramlardan faydalanmak için gelen tuhaf bir kalabalık kalıyor.
Eser kimsenin umurunda değil
Ortadaki ürün ya da eser kimsenin umurunda olmayınca, işi gerçekten bilenler derin bir kedere bürünüyor. Hatalı senaryoları, yanlış kastları, çalınmış fikirleri ve “esinlenme” adı altındaki kopyaları gördükçe ya saç baş yoluyor ya da küsüp köşelerine çekiliyorlar. Meydan; iş bilmezlerin birbirini çılgınca alkışladığı, sahte ve boyası dökülen işlere kalıyor. Bir de utanmadan, “Halk bunu istiyor,” diyerek seviyesizliği meşrulaştırıyorlar.
Afife gecesi de ne yazık ki bu dönüşümden nasibini almıştı. Araya çekilen o “görünmez ama kalın” çizginin altında kimin kaldığını bakınca hemen anlıyorsunuz.
Ne yapmalı?
Derhal bir çeki düzen gerekiyor. İyi eserler seçeceksiniz, birilerini parlatırken sektörün mutfağını aç bırakmayacaksınız, kazandığınızı yine işinize yatıracak ve kalifiye insanlar çalıştıracaksınız. Halkın sadece “cahillerden” ibaret olmadığını kabul edip, gerçek uzmanlara danışacaksınız. Bot hesaplarla şişirilen sosyal medya illüzyonuna prim vermeyeceksiniz.
Ben bu atmosferin içine doğmuş çocuklardan biriyim. Babam gazinocuydu; birleştirilen sandalyelerin üzerinde uyuyarak büyüdüm ben. Armut dibine düştü; bu dünyadan kopamadım ama meslek olarak yazarlığı seçtim. Kendimi geliştirmek için hâlâ okuyorum, hâlâ öğreniyorum. Sektörün her alanında emek verdim. Şimdi Don Kişot misali yel değirmenlerine karşı savaşıyorum ve biliyorum ki bir yerlerde benim gibiler var.
Şikâyet edip de şikâyet ettiği şeye dönüşenleri hemen fark ediyorum. Evet, bir teknoloji devriminin ortasındayız ve bunu reddetmiyorum. Ancak onlardan biri olmak yerine, teknolojiyi lehime kullanıp gerçek gelişimin peşinden gitmeyi seçiyorum.
- Hande Yöremen Gür | 10 Mayıs 2026
