
Gittiler ve her yer boş kaldı.
Bir çoğu hayatlarında Yunanistan’ı hiç görmemişti. İstanbul sevdası içlerini yakıp kavurdu. Ne hikayeler, sevdalar, hayatlar yarım kaldı, 20 kiloluk bavulların arasında son buldu. İstanbul, Adalar, İmroz onlarsız kaldı.
Yakın tarihimizin bilinen ama kısık sesle konuşulan bu hadisesinin 61. yılındayız. Atina’da bulunduğum süre boyunca o kadar yarım kalmışlık, hasret ve acı dinledim ki bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. ‘Turkosporos’ yani ‘Türk tohumu’. Buralara yabancı bir kelime değil bu; insanların arkasından bundan 61 sene öncece de böyle bağırıldı ama ‘Yunan tohumu’ diyerek. Oysa o kadar aynıyız ki birimiz suyun bu yanı, diğeri öbür yanı.
Yaşanan acılar uzak değil. Bundan tam 61 sene önce 1964 yılının Mart ve Eylül ayları arasında yaşandı. 55’de gayrimüslimlere yönelik yaşananlara, varlık vergisine rağmen ülkesini terk etmeyen Rumlar, Türkiye tarihinin gördüğü en büyük göçe zorlandı ve topraklarından koparıldı.
1964 yılına kadar Rum cemaati, Rum ve Türk uyruklular olmak üzere iki kesimden oluşuyordu. Bu insanlar için bu uyruğun hiç bir önemi yokken Kıbrıs meselesinde siyasi bir koz olarak kullanıldılar. Mart 1964’te Türkiye, Kıbrıs’ta yaşananlar gerekçe gösterilerek, Yunanistan’a misilleme amacıyla Atatürk ve Venizelios arasında imzalanan 1930’da ticaret, ikamet ve Seyrisefain Antlaşmasını tek taraflı olarak feshetti. Bunun sonucunda Rum uyruklular evlerinden, şehirlerinden kopartıldı ve göçe zorlandılar. Yıllar içinde kendilerine İstanbul’da bir hayat kuran yaklaşık 12 bin Rum, medyanın kışkırtma ve karalama propagandasıyla Kıbrıs sorunu bahane gösterilerek 48 saat içinde sınır dışı edildi. Evleri, iş yerleri, eğitimleri, eşleri ve çocuklarından kopartılarak. Sadece 20 kilo, 20 dolar.
Gözlerim dolu. Aşk tesadüfleri sever 2 filmindeki Niko’nun repliğini hatırlarım: “Baba biz ne yapacağız 20 dolarla?” Acı!!!
Burda biraz sessizlik! Bu konu hakkında konuştuğum herkes susuyor ve derin derin uzaklara bakıyor. İstanbul orda uzaklarda. Sanki elleriyle uzansalar tutacaklar gibi, sabah çıkan ekmeğin kokusunu aldıkları gibi, anıları o kadar taze ama bir o kadar da uzak her şey. Ve gittiler ve geride bir boşluk kaldı. Misket oynadıkları, top koşturdukları, kuş tuttukları, topaç çevirdikleri, ilk kez âşık oldukları sokaklar boş kaldı ve geriye bir utanç kaldı.
Bu insanların çoğu Yunanistan’ı hayatlarında bir kez bile görmemiş insanlardı. 20 kilo ve 20 dolarla çıktıkları bu yoldan bir daha asla geri dönmediler. Bazıları hayallerindeki İstanbulu bir daha hiç göremedi, bazıları çok yaşlı olarak geri döndü. Geride sadece yarım kalan hikâyeler kaldı.
Bu yazımı Atina, İmroz ve İstanbul’da zorunlu göç mağduru olmuş veya ailesinde bu olayı dramatik olarak yaşamış olan nice Sema ve Nikolar’a adıyorum. Cumhuriyet tarihimizin bilinen ama konuşulmaya, yazılmaya cesaret edilemeyen bu olayını içim acıyarak anıyorum.
Bir daha yaşanmaması dileğiyle..
- Zeynep Çay | 8 Kasım 2025
